·339 syf.····Okunma: 05 Ocak 2019 01:10 “Kimim ben? Hayatını Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi.”
|Cemil Meriç, Jurnal
Kendisini bu kadar iyi tanımlayan Cemil Meriç’i, önce bu tanımdan hareketle daha sonra kitaptan hareketle anlatmaya çalışacağım. Öncelikle tanımda geçen ifadeleri biliyor muyuz? Hemen öğrenelim.
Münzevi: İnsanlardan kaçan ve tek başına yaşamayı seven.
Mütecessis: Gizliyi öğrenmeye çok eğilimli olan, meraklı.
Başta söylediği gibi “hayatını Türk irfanına adayan”, yalnız ve öğrenmeye çok meraklı bir Cemil Meriç. Çocukluğundan itibaren durum böyle. Bütün bir ömür dışlanmış bir yazar.
Dimetoka’dan Hatay’a taşınıyorlar, dilini bilmediği ve gözlüklü olduğu için çocuklar tarafından dışlanıyor. Sanırım o meşhur cümlesinin yazılma kıvılcımları burada atılmış olacak: “Anlıyorum ki, zalim ve kıyıcı bir gerçekten kurtulmanın tek çaresi, reel dünyadan kitaplar dünyasına sığınmak.” Aile hayatında da durum pek farklı değil hayata küsmüş bir baba, mızmız olarak bahsettiği bir anne.
Düşünce ve edebiyata hür bir tercih sonunda yönelmiyor anlayacağınız, çocukluğundan itibaren kendisine yeni bir dünya inşa etmek zorundaydı. Ve Cemil Meriç, Fildişi Kulesini inşa etti.
Belli bir süre Hatay’da kalıyor ve çeşitli dergilerde yazıyor. Sonra İstanbul’a gidiyor, İstanbul’da yalnızlığının üzerine bir de açlık ekleniyor. Evet, her aydınımız gibi Cemil Meriç’in de yoklukla başı belada. Aslında hayatında envai çeşit zorluk oluyor: hapishaneye düşmesi, kütüphanesinin yağmalanması, işinden kovulması...
Ama bunların hiçbiri hayatını okumaya adamış bir insan için henüz 38 yaşındayken gözlerini kaybetmesinden daha ağır değildir. İnsan, en sevdiğiyle sınanır, derler. Yegâne tesellisi okumak olan, hayatı okumak olan; hayatını okuyarak, kitap çevirerek kazanan bir insanın gözlerini kaybetmesi. Çok acı...
Kendisi şöyle ifade ediyor durumu:
“Gözlerimi, yani her şeyimi kaybettim. Tekrar çarka takıldım. Ölümü bir münci olarak arıyordum. Meselelerimi ancak o çözebilirdi, korkak olduğum için intihar edememiştim. Vazifelerim bitmişti...”
Başkasına muhtaç olarak okumaya ve yazmaya devam etti. İyi ki de devam etti. Hayatı kısaca bu şekilde. Ben çok sevdim Cemil Meriç’i. Okurken bir ummanda buldum kendimi, dönüp dönüp yeniden okudum. Kitabı okurken her satırı üzerinde düşünmek ve anlatmak istedim. Bunu birine anlatmalıyım, dedim. Bu okuduklarım üzerinde konuşmalıyım, tartışmalıyım. Cemil Meriç’ i başkalarına da anlatmalıyım, hakkında bilmediklerimi öğrenmeliyim. Dost meclisinde saatlerce Cemil Meriç konuşalım. Kitabı okudukça anlatma ihtiyacım daha da büyüdü. Pek çok şey biriktirdim, ne yazık ki pek azını anlatabildim.
Deneme okumanın ayrı bir tadı vardır: daha sıcak, samimi ve doğaldır. Sınırı yoktur denemenin. Sohbet ediyormuşcasına yazarı dinlersiniz. Cemil Meriç anlattı, ben de severek dinledim. Kendi doğrularımı gördüğüm yerler de oldu, bugüne kadar yanlış düşündüğümü fark ettiren bölümlerde. Hiç duymadığım nice şeyler de öğrendim. Uzun lafın kısası, bana çok şey kattı.
Bu arada okuyacaklara küçük bir öneri, yazarın engin bilgi deryasında boğulmak istemiyorsanız aşağıdaki başlıkları az çok bilmeden kitaba başlamayın derim.
•İran Mitolojisi
•Yunan Mitolojisi
•Türk Edebiyatı ( Özellikle Tanzimat Edebiyatı)
•Dünya Edebiyatı
•Psikoloji
•Felsefe
Eğer yukarıdaki başlıkları bilmiyorsanız kitabın arkasında 36 sayfalık bir sözlük kısmı var. Ama okurken sürekli arkaya bakmak yorucu olabilir. Ben okurken çok keyif aldım. İyi okumalar.