Her öykü kitabı okumamda aynı sonuca varıyorum, ben öykü okuruyum. Bu yüzden Emre Ergin'in "Ruh Dememi Bağışlayın" kitabını, diğer tüm kitapları gibi çok severek okudum.
notlar da aldım ama o notları kendime saklayacağım…
Siz hiç kehribarın içindeki böceğin gözleriyle baktınız mı dünyaya? Soru şu mu olmalıydı, bir kehribarın içinde sıkışıp kalmak nasıl bir duygu? hepimiz bir kehribarın içinde saklı kalmışız Dünyazad'ın Aynasını okurken ruhum sıkıştı bu yüzden. Böcekle beraber kurtuldum...
Kaf-Lethe'de Bilal'in umudu çok tanıdık geldi mi size de? çağlar değişiyor, insanlar doğup ölüyor ama Bilal aynı umudu aynı korkuları taşıyor, ne kadar gerçek ama bir ejderha bizi gerçekten nasıl da koparıyor?
Beni en çok etkileyen Ruh Dememi Bağışlayın hikayesinde Pinokyo'nun yalan söylediğini burnunun uzamasından anlaması? İnsan kendine bile yalan söyleyebiliyor, iyi ki burnumuz uzayan bir şey değil...
Konuyu değiştiriyorum. biz konuyu değiştirelim, çünkü görmezden geldiğimiz canımızı sıkan o kadar şey var ki, inşallah değiştirdiğimiz yerde kalırlar...
Kilimanjaro'nun Gözleri her şeyi görüyordu, keşke elleri kolları da olsaydı, belki kendine kaçanlara açardı o kolları...
Yeniden Yeniden Yeniden. teknolojinin esiri olduğumuz şu dönemde ne kadar da bir bilgisayar oyununa dönüştük değil mi? Bir gün evet tuşunu bulamayacağız ve dünyayı yönetenlerin bizim için yazmış olduğu senaryoda payımıza düşen rolü oynarken sırtımızı döndüğümüz gerçek dünyaya yüzümüzü dönme fırsatı bulamadan, pişmanlıklarımızla gideceğiz menzile.
Sevgili Ester'i alıntılarla anlatmak zorundayım, çünkü yazar demiş ve çok da güzel demiş... demiş ki: "ölülerin ve çocukların gözleriyle baktım kendime. ölüleri mezarlarda buldum. çocukları okullarda. konuşarak anlaşabilirdik." "oysa gerçek daha basit-bu yüzden daha karanlık." "devasa bir adasaklı içimde." "ellerimi yumruk yapmazsam senin ellerini hissediyorum içinde." "bir hayal kurmanın bir amacı olmaz Ester. Bir mektup yazmanın da. hele bir adres yazmayacaksan zarfa. "
İmha ekipleri bana biraz "yakma zevki" öykülerini hatırlattı. geleceğe yazılmış bir öyküydü o, gelecek düşü olanlar okusun derim.
011010110111101001101100, tek tek bakarak yazdım, yazar da öyle yapmıştır diye düşünüyorum :) bu da bir gelecek öyküsü ve maalesef makinelerin bizim yerimize kararlar aldığı o geleceğe girmiş bulunmaktayız. kızılların idamı henüz gerçekleşmedi ama adı kızıl saçlı olmayan çok değeri idam etmedi mi elimizdeki makineler?
jezamin ve nasab'a itirazım var. belki de ucube olan 4 kollular değil de biziz?
Ölmüş dünyaya Mersiye için yazar birsorum var: Sen bu hikayeyi nereden öğrendin sevgili Emre?