380 syf.
·58 günde·Beğendi·10/10
Ekonomi bir bilimse eğer, bu bilimin somut olarak kurucusu elbette 18.yy'da yazdığı 'Ulusların Zenginliği' kitabıyla ekonominin temel sorunlarını masaya yatıran ve kimilerince bir filozof olarak kabul edilen İskoçyalı Adam Smith'dir. Geçtiğimiz yüzyılda ise bütün bir yüzyılı etkisi altına alan ekonomistimiz Keynes, 1928 yılında Amerika'da başlayan ve diğer ülkelere kanser hücresi gibi bulaşan ekonomik buhran üzerine beyin jimnsartikleri yapmış ve geliştirdiği ekonomi teorileri birçok ulusun yaralarına merhem olmuş. Özelikle ikinci büyük savaş sonrası hızla ilerleme sağlayabilen batılı ülkeler ekonomilerin gelişimini bu Keynesyen teoriye bağlamışlar. Sonraki ekonomistler dahi Keynes'e sadık kalmışlar ve kendi geliştirdikleri yeni teorileri yine Keynes bazlı geliştirmişler. Fakat birkaç dönem sonra işler yine sarpa sarınca başka başka kıvrak zekalı ekonomistler farklı kurtuluş teorileri geliştirirken bu defa da Keynes'in fikirlerini çürütme doğrultusunda hareket etmek durumunda kalmışlar. Yani, koskoca yüzyılın üç çeyreği boyunca ekonomistler, Keynes adlı bir delinin kuyuya attığı bir taşla ilgilenmişler. Okuduğumuz bu kitap ile şunu da anlıyoruz ki, Keynesyen teori malum ulusları ileriye götürmesinin yanında az gelişmiş ulusları daha da geriye götürmekten geri kalmamıştır. Neyse ney, 'Ekonominin Kısa Tarihi' kitabında Platon'dan başlayıp, şimdiki yaşadığımız döneme kadar ekonominin gelişimini okuyoruz ve dahi, birbirinden zeki ekonomistlerin birbirleriyle yarışan teorilerini okurken fevkalade faydalı bilgilerin yanında aslında eğlenceli beyin jimnastikleri de yapıyoruz. Güzel bir okuma deneyimidir, tavsiye ediyorum. Kitabın finalinde ise yapılan küresel ısınma vurgusu nereden bakarsanız çok mânidar. Temelinde üretimin yattığı ekonomik faaliyetlerin önemli bir kısmını oluşturan sanayii, doğaya gönderdiği zehirli gazlarla dünyamızı yok ediyor. İnsanoğlu kâr elde etmek için yok ettiği dünyasında sonraki dönemlerde karşılaşacağı olası bir küresel ısınma sonucu sel felaketleri ile sonsuz bir zarara uğrayacaktır. Felaket yaklaştıkca ilk önce kömürün kullanımından vazgeçeceğiz sonra da parça parça diğer üretim kaynaklarından. Kimbilir belki de böyle böyle insanoğlu olarak geldiğimiz ilk noktaya döneceğiz. Bu demek oluyor ki dönemimizde hızla gelişen bu teknoloji bizi hızla insanoğlunun ilk geldiği noktaya götürüyor. Kimbilir belki de bütün bu şeylerin sonu tahmin ettiğimizden çok daha yakın bir zamandadır. Bunu kim bilebilir?
Düşündürücü, bilgi verici aynı zaman da eğlenceli bir okuma deneyimidir. Okumanız dileğiyle...