Bu kitabın önemini, sanıyorum, küresel roman üzerine söyledikleri oluşturuyor -zaten kitabın alt başlığı da bunu ele veriyor. Parks şöyle yazıyor: "Günümüzde okuma koşulları elli yıl, hatta otuz yıl öncekinden farklı; asıl sorulması gereken soru, çağdaş kurmacanın bu değişikliklere nasıl uyarlanacağıdır; çünkü eninde sonunda uyarlanacaktır. Hiçbir sanat dalı tüketildiği koşullardan bağımsız var olamaz.
Kastettiğim, içinde yaşadığımız sürekli dikkat dağılması hali ve bunun hatırı sayılır boyutlarda bir kurmaca eserle başa çıkabilmek -yani esere dalıp günler, haftalar, aylar boyunca çeşitli kereler tekrar tekrar dönmek, her defasında öykünün ya da öykülerin akışını, iç referans kalıplarını, eserin başka romanlar, hatta genelde dünya çerçevesi içindeki konumunu hatırlamak- için gerekli özel enerjileri nasıl etkilediği (s.29)." Fakat Parks'a, bir üçüncü dünya okuru olarak katılmadığım noktalar da var elbette Mesela, Öykülere İhtiyacımız Var Mı? bölümünde söyledikleri... Burada liberal bir Avrupalı edebiyat eleştirmeni pozu takınan Parks, öykülerin "bizim" (buradaki "biz" üzerine de düşünmeli biraz: Bu biz kimdir? Kuşkusuz, bir Çinli, bir Vietnamlı, bir Şilili, bir Kürt hatta bir Rus dahi değildir. Kimdir peki? Açıkça bir Amsterdamlı, bir Londralı veya bir New Yorkludur bu biz; yani deneyimin yoksulluğunu çektiği Avrupa -Terry Eagleton böyle söylüyordu Edebiyat Olayı kitabında- ve kuşkusuz kültürel hegemonyaya sahip Amerika olsa gerek) hayatımıza olan etkilerini sorunsallaştırıyor. Doğrusu şunu sormak gerek: Bu coğrafyada öykülere ihtiyacımızın olmadığını neden öne sürelim? Kuşkusuz, Öykülere ihtiyacım(ız) var "burada". Belleksiz bir toplumda yaşanamayacağını, edebiyatın bellek ile iştigal halinde olması buna karar vermemde etkili olmakta. Muhtemelen Parks şu küçük