(Az biraz spoiler içerir.)
Nohut Oda'nın içerisinde bulunan beş öykünün beşi de abartısız çok etkiledi beni.
İlk baştan alırsam üniversite tercihlerini bile bulunduğu şehirden ayrılmamak hatta ayrılamamak üzerine kurmuş bir insan olarak "Kalanlar" öyküsünün bıraktığı etki çok ciddi oldu. Öykünün bitişiyle beraber "nasıl biter şimdi böyle" sorusu geldi, öykü olduğunu unutarak bir kızgınlık çöktü içime. Sanırım öykünün bitmesine değil kendimin de bir 'kalan' olduğunu hissetmem bu öfkeyi çıkardı ortaya.
Son Bir Çay, tek kişilik bir yatak ve sıkışmış iki insan...
"Annem'in Çadırı" yumruk gidiydi. Kız ve babasıyla çok duygusal tatlı bir final yapmış olsa da Anne'ydi benim kahramanım, müthişti...
Öyküler boğazımda düğümlendiği gibi bir yandan da tebessüm attı dudağıma. Ağlayacak gibi olup gülmeye başladığım anlar oldu. Sanırım bu benlik bir şey değil, Melisa Kesmez ağlatmak istemedi dedim. Deprem gibi ağır bir durumun bir kadının özgürleşmesine bağlanması işte bu durum ağlasam mı gülsem mi hissini verendi.
Ve tam da bu öykünün üstüne bilerek ve isteyerek peşpeşe geldiğini düşündüğüm "Görüşürüz"... Bir baba bir kız ve görüşürüz...
Veeeee "Kız Kardeşim Handan"... Diyecek hiç birşey bulamıyorum. Hepsini çok beğendim ancak en en en beğendiğim öykü buydu. Bir kalan bir de giden var bu öyküde de. Kalan beni bitirdi. en beğendiğim öyküye yazacak bişiy bulamadım :(
Öykülerin her birini keşke roman olsaydın da bu kadar hızlı bitmeseydin diyerek bitirdim.