Stefan Zweig son birkaç yılda popülerliği artan ve sürekli kendinden bahsettiren ince ruhlu bu dünya için fazla hassas bir insanmış diye bize düşündüren bir yazar. Yazmış olduğu hikayeleri İş Bankası Kültür Yayınları Modern klasikler başta olmak üzere birçok yerden görüp alıp okuyoruz. Kendisinin yazmış olduğu kısa öykülerin birkaçını okuyup toplamda iki yüz sayfa falan okuduktan sonra ''zıvaygçıyız yiaaaaaa '' diye ortada dolaşıp ağzının sularını münasebetsiz ve irrite edici bir şekilde ; bilimum edebi ortamlarda ve amacı sadece şov olan ''bukstegram'' hesaplarında döken bir güruh nedeni ile okuyoruz ama üzülüyoruz da . (bu öfkeyi kusmam gerekiyordu okuyup anlayıp güldüyseniz teşekkürler)
Kitap askere çağrılan Ferdinand'ı anlatmaz sadece bize. O aslında Zweig'dır. SAvaş karşıtlığı çaresizliği naifliği ile odur. Karısını dinlerken aslında kendi karısı ile olan ilişkisini dinliyoruz. Özgür olmak bizim seçimlerimizden mi ileri gelir yoksa aslında hiç de özgür değil miyiz soruları arasında bizi bocalattıran bu kitap psikanalitik göz ile bakıldığında bize birçok şey anlatır.