-Spoiler İçerir-
Bir katilin hikayesi. Alenen bir katil değil kendisi, eksiklerini doldurmak için uğraşan aç bir katil. Doğduğundan beri dışlanmış bir katil. Çok keskin bir burnu olan arkadaşımız, küçüklüğünden beri insanlara uzak büyümüş biri. Hatta süt anneleri bile kendisini beslemek istemiyor, çocukta bir gariplik olduğunu söylüyorlar. Bu şekilde bir küçüklük yaşayan arkadaşımız, keskin burnunun lanet mi yoksa lütuf mu olduğunu bilemiyor. Kayışı ilk kopardığı an ise muhtemelen kendi kokusunun olmadığını fark etmesi. Zaten insanları onda bir sıkıntı olduğunu düşünmeye iten de bu. İnsanda ne eksik ise, en çok onun için savaşır gibi bir kalıp var. Bence burada koku terimi ruhsal enerjiyi de biraz temsil ediyor. Grenoullie’in kendi kokusunu duymayışı, kendi kusurlarına kör olduğunu gösteriyor. Kendini tanımlayamıyor, anlayamıyor. Bu yüzden yeni dürtüler geliştiriyor. Bu kadar keskin burnu olan birinin, kendinde bu eksikliği görmesi onu hırçınlaştırıyor. Bunun için yeni bir kimliğe bürünüyor ve kokuların efendisi olmak istiyor. Kokuyu, nefes almak kadar önemli görüyor. Hatta kendi tabiri ile ikisini kardeş olarak görüyor. Bu amaç için savaşırken ise, özellikle kadınların öz kokularına duyduğu büyük açlık ile onları öldürerek, kokularını muhafaza etmek istiyor. Ayrıca amacına ulaşmak için parfümcü çırağı olarak hayatına devam ediyor. Cinayetlerin amacı biraz da kendini normalleştirmek, eksiğini kapatmak. Kadınlara karşı bir nefreti yok. Bedenleri ile de ilgilenmiyor. O sadece kokuyu istiyor. Benlik kazanmak ve var olmak istiyor.
Patrick abimiz, böyle bir açlık ile dirilmeye çalışan karaktere karşı fazla insafsız. Ben kitaplarda yazarların taraf tutmasından hoşlanmıyorum. Zaten kitaba yazarın ön yargıları ile başlayınca karakterin iç dünyasını anlamak zorlaşıyor. Bunun dışında kitaptan memnun kaldım açıkçası. İlk 50 sayfada bahsettiğim unsurlar özelinde sevemeyeceğimi düşünsem de, geri kalan kısımdan keyif aldım. Bana koku alma duyusunun ne kadar kritik olduğunu, var olma sancısının insanlara neler yaptıracağını gösteren bir kitap oldu.
Kitabın finalindeki doymuşluk ise çok başka bir seviye gerçekten. Karakter en beklenmedik anda aradığı yere sahip oluyor. Toplum da bile seviye yükseliyor. Hepsinin aklı karışıyor, birbirlerinden utanacak hale getiriyor onları. Bu arayış hiçbir zaman kitapta betimlenmiyor, zaten amaç onlardan biri olmak da olmadı hiçbir zaman. Bunu onlardan uzaklaşarak da gösteriyor kitap içinde. O sadece diğerleri gibi dışarı vurum yapabilmek istiyordu. Onun amacı doyumu sağlamaktı. Sağladı. Ardından sonsuza gidebilirdi ve gitti. O zaten hep tek insandı…