Okuduğum ilk mektuplardan oluşan romandı. Werther epey coşkulu bir karakter olduğu için bunu mektuplarına da yansıtıyordu ve olayları onun o hisli kelimelerinden okuyunca insan ister istemez duygulardan etkileniyor, duyguları hissediyor.
İlk yayınlandığı zamanda birçok insanın intiharına neden olması bana okuduktan sonra çok da garip gelmedi açıkçası, okumadan önce bir kitabın intihara sürüklediği için yasaklanması bir parça değişik gelmişti ama okuduktan sonra Werther’ın intihar nedeninin âşık ve aşığına kavuşamayan bir insan için tutunacak bir dal olabileceğini fark ettim.
Aşk denen duygunun gerçekten sağlıklı olmadığını, “hastalıklı” bir şekilde sevmek olduğunu ve dünyada az insana uğradığını okurken bir kez daha hissettim. Kitabın bir sahnesinde belki çoğu insanın öylesine okuyup geçtiği ama benim zihnime kazınan bir sahne vardı. Werther bir gün Lotte’yi göremediği için uşağını gönderiyor, uşağı geri geldiğinde onun üstündeki paltonun düğmelerini öyle kutsal bir şeymiş gibi anlatıyordu ki, sırf Lotte’nin gözleri onlara değdiği için. İlk okumaya başladığımda çok okumadan yarım bıraktığım bir kitaptı ama tekrar elime aldığımda uzun sayılmayacak bir sürede bitirdim. Genel olarak kitabı sevdim. Özellikle âşık bir insanın duygularını yansıtmada başarılıydı.
İyi okumalar dilerim.