10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2019 14. kitabı
Irene, burjuva, bir avukatın karısı, 30'lu yaşlarında bir kadındır. 8 yıllık bir evliliği ve iki çocuğu vardır. Gayet düzenli mutlu bir şekilde yaşar. Yalnız bir gün genç bir piyanistle karşılaşınca içinde macera yaşama isteği keskin şekilde kendini gösterir. Durgun bulur hayatını ve genç piyanistle 'yasak aşk' yaşamaya başlar. Zweig işin bu kısmını şöyle aktarır;" Fakat fırtına veya bunaltıcı sıcak kadar, havanın durgunluğu da insanı rahatsız edebilir." - Korku sf 8-Ancak paranoya derecesinde de korkuyordur çünkü ilişkisinin açığa çıkması demek mahvoluşu demektir. Hayatı boyunca hep kaderini başkası çizmiş kahramanımız, varlıklıdır da aynı zamanda. Neye elini atsa hemen oradadır. Zweig'in en önemli özelliği bu gibi durumları anında dondurup, olduğu gibi yazması. Bu durum için şöyle der, "Tokluk da açlıktan daha az kışkırtıcı değildir. Irene'de macera hayatını uyandıran da hayatının tehlikesiz oluşuydu." Korku sf 8 Yalnız, bir gün ilişkisinin ortaya çıkacağı korkusu ona azaplardan azap beğendirtir. Onurunun yanında, sahip olduğu hayat da onu hapsetmiştir. Burjuva yaşamına, yani sahip olarak sahip olunma şeklinde bir yaşama öylesine sefil biçimde alışmıştır ki, Zweig şöyle der, " Ruhsal tasasızlığından özveride bulunmayı göze almamak için aşığını hiç düşünmeden feda etmeye hazırdı" Korku sf 10 Us yönünden doğasında, kıt değil fakat gelişmemiş vasat bir yan bulunur. Olduğu gibi aktarıyorum: "Irene'de bu kez de, surat asmayı sürdürecek ve kendini nedensizce geri çekip değerini yükselterek oynayacağı bu yeni oyun çekici gelmişi." Korku sf 12 Yalnız bir gün aşığının evinden tam çıkarken, piyanistin sevgilisi olduğunu iddia eden bir kadın ona her şeyi bildiğini söyleyerek, Irene'e korku nöbetleri yaşatmaya başlar. Hatta o kadar ki kabuslar görmeye başlar Irene. Rüyasında, savunmasız kalmaktan, çırılçıplak herkesin her şeyini öğreneceğinden korkması, Zweig rüyayı anlatırken şu şekilde betimler; "Irene bir çığlık atarak kaçmaya başladı, salonda salona geçerken gözü dönmüş kalabalık da arkasından geliyordu, elbisesinin giderek üstünden kaydığını hissediyor, artık üzerinde tutmakta zorlanıyordu." -Ruyaya ilişkin kanı bana aittir, öyle bir şey herhangi bir yerde belirtilmektedir- Şantajcıya kron kron para ödeyerek, kendisini hiç değilse bir kaç günlüğüne korkudan ve azaptan azad etmesi için başından savıyordu. Bu şekilde özgürlük satın alıyordu kendine. Korkunun insan yaşamını ne derece esaret altına aldığını, yalnız bu korkunun kişisel, ruhsal uyuşukluktan kaynaklandığı ne kadar da açık aslında. Sahip olmazsan, sana kimse hükmedemez! Kaldı ki Irine, ruh halinden dolayı, aşığına dair her şeyi unutur. Anısı, yüzü... "Yaşamında hiçbir yeri, hiçbir çekiciliği yoktu. Bir anısı bile kalmamıştı. Bir zamanlar bu adamın dudaklarını dudaklarında hissetmiş olduğuna şimdi inanamıyordu." Korku sf 36 Bu noktada F. Nietzsche karşımda dikildi sanki. "Biz arzulanandan çok, arzunun kendisini severiz." Gerçekten de Irine piyanistten çok, yarattığı heyecanı seviyordu. Yine de Zweig'in Nietzsche ve Dostoyevski'yi yazdığı denemesi mevcut, onu özümsemek mi yoksa gözlem mi desem bilemedim ama her halükarda harika bir şey. Bu durumdan sonra, sayfa 40'ta Zweig'in şu sorusunu görünce emin oldum. "Fakat şimdi kendi durumu söz konusu olduğunda, bir erkeği değil de, macerayı sevmiş olduğunu anlayabilir miydi?"
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,9bin okunma
·
15 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.