Puan vermedi·340 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Mayıs 2019 13:42 Hemen hemen hepimizin gozlerini 2 dk kapatıp kör olsam nasıl olurdu korkusunun gerçekleşmesinin romanı.Ve yazarın bunu bir salgın şeklinde somutlaması çok çarpıcı. Kastedtiği bu salgının zaten var olduğu ve görmeden baktığımız yaşamımızda aslında körlüğün sağlıklı olan gözlerden değil beyinden kaynaklandığıdır.Körlüğu karanlik degilde süt denizi olan bir beyazlık olarak ifade etmesi bomboş bir sayfa gibi cahilliği sembolize ediyor.Karakterlerin isimlerinin olmaması romanın akışında söylediği gibi "göremedikten" sonra bir önemi yok.Körlükle gelen açlık kaosu kullanarak toplum ve aile iskeletinin asıl birlikteliğinin neye dayandığı vurgulanmış.Arabayı çalan yardımsever hırsızın ve gözluklü kızın doktorla iliskisi gibi çatkapı işlenen bu vb. kınadıgımız günahların aslında aynı şart ve koşullarda herkesin yapabileceğini anlatması empatimizi besliyor.Insanın okurken kınadıgı bu kişileri yazarın dürtmesiyle kendimi onları bağışlarken buldum.Doktorun karısının 'gören' gözleriyle olayları ele alışı Tanri nın kalbimizdeki merhametini uyandırıyor.Ve kilisedeki gözlerini oyup tepsiye koyan heykel tum ikonlarin gözlerinin bantli oluşu Tanrı ve kullarını gösteriyor.Yazarı bi an romanın içinde buldum=Tek gözlu adamın evindeki kör yazar.Yani hala yazabildigine göre birazcık görüyor sayılır.Tek gözlü adamın evine döneceğine olan umudu roman karakteri olan kiracı yazara evini bırakıp kırlara gitmek istememesi bana Yazarın bu salgını kiracı yazar gibi yerleşik hayata geçirmeyeceği ipucunu verdi.Son kısımda yağan sağanakla yıkanmaları Körlükle gelen Tanrısızlığı kovup yine tanrının merhametini vurguladı.Küçük çocuğun davranışları ilkelliği anlatıyordu.Göz doktoru faydasız bilgeliği sembolleştirmişti.