·176 syf.····Okunma: 15 Ocak 2019 09:59 “Rusya’dan Mektuplar” yazarın ağırlıklı olarak Rusya ziyareti sırasında yazdığı mektupların yanı sıra Amerika ve Almanya’dan yazdığı mektuplardan da oluşuyor. Tagore burada şair ve yazar kimliğinden ziyade daha çok bir eğitim aktivisti olarak ve filozof kimliğiyle ön plana çıkıyor. Hindistan’ın Tolstoy’u olarak kabul edilen Tagore, hayatı boyunca Sovyetler Birliği’ndeki gelişmeleri yakından takip etmiştir. Kendisi de zaten Devrim öncesi Rusya’da iyi bilinen, şiirleri defalarca çevrilip yayımlanan biriydi. Mektuplarında da anlattığı üzere o topraklarda yaptığı yolculuk sırasında her kesim tarafından hoş karşılanmış ve sevilmiştir.
Her ne kadar Tagore’un şiirlerini ve kitaplarını pek beğenmesem de Rusya gezisi hakkındaki izlenimlerini anlattığı bu kitap okurun kolayca ilgisini çekecek nitelikte. Yazar bu gezisi için şöyle diyor yazdığı bir mektupta: “Şimdi Rusya’dayım; eğer gelmeseydim hayatımın bir hac yolculuğu eksik kalacaktı.” Bu kitabı “Beyaz Zambaklar Ülkesinde”yle karşılaştırmak da mümkün. İki kitabın en büyük ortak özelliği bir ulusun her türlü zorluk ve imkânsızlıklara rağmen kendilerini adam edebilmeleri, ayağa kalkabilmeleridir. Bu kitapta da Rus halkının diriliş destanı anlatılıyor.
1930’da Moskova’dan kaleme aldığı ilk mektubuna yazar şu sözlerle başlıyor: “Nihayet Rusya’dayım! Ne tarafa baksam şaşıp kalıyorum. Burası başka hiçbir ülkeye benzemiyor. Esastan farklılıklar var burada. En tepeden en aşağı ayrım gözetmeksizin herkeste bir canlılık.” Kitabın devamı da yazarın şaşıp kaldığı, kendisinde hayranlık uyandıran gelişmeler üzerine kurulu. Bu geziler boyunca yazarı en çok şaşırtan şey devrim gerçekleştirmiş, açlık, kıtlık, iç savaştan çıkmış bir ulusun sinemaya, sanata, tiyatroya, müzelere, sanat eserlerine olan yoğun ilgileri oluyor. Yazdığı mektuplarda yazar daha çok eğitim üzerine kaydedilen somut gelişmelerden bahsediyor. Üstelik ülkede yaşanan tüm gelişmeler Çarlık yönetiminin yıkılışından sonra sadece 13 yıllık kısa bir zaman içinde gerçekleşiyor.
Yazar bunların dışında Stalin’i, komünist sistemi, düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığını da eleştiriyor. Bundan dolayı bu sözleri Stalin tarafından Rusya’da yasaklanıyor. Devrimden önce ve devrimden sonra ülkenin içinde bulunduğu durumu da çok gerçekçi bir şekilde analiz ediyor. Burada edindiği izlenimleri kendi ülkesinde de uygulamaya çalışacağını dile getiriyor. Zihni kapkaranlık bir umutsuzlukla dolu olarak geldiği Rusya’dan büyük umutlarla ayrılıyor yazar. Sadece yazar değil okur da kitabı aynı umutla bitiriyor