·217 syf.····Okunma: 12 Mayıs 2019 23:15 Amin Maalouf benim gözümde, ne yazsa okurum dediğim, kredisi yüksek bir yazar. Bu kitaba da, bu ön yargıyla başladım ve pişman olmadım.
Tanios Kayası’nda yine yazarın çoğu kitabında olduğu gibi orta doğu var. Lübnan, Mısır, Kıbrıs var. Ve o bölgede borusu öten, dönemin (19. yy.) büyük güçleri Fransa, İngiltere, Osmanlı var.
Kavalalı Mehmet Ali paşanın Osmanlı’ya kazan kaldırmasının, Kfaryabda köyündeki etkilerini ve dünyada kopan bu fırtınada bir toz zerresi olan Tanios’un savruluşunu yazmış Maalouf. Beklediğimden daha durağan bir hikayesi var. Tanios, köyün en güzel kızının oğlu olması dışında sıradan biri. Babasının belli olmadığına dair çıkan söylentiler bile köyde alışılagelmiş bir durum. Ve Tanios’da bir kahramanda olması beklenen, ulvî bir amaç ve cesaret de yok. Sevdiği kızı kendisine vermiyorlar diye açlık grevi yapan, direnişi bile pasif biri. Hatta Kıbrıs’taki maceralarını da hesaba katarsak anti kahraman diyebileceğim biri. CV’sine eklenebilecek tek özelliği olan yabancı dil bilmesiyle dış güçlerin maşası olarak bir yerlere gelebildiyse de çok şükür o işi de eline yüzüne bulaştırıyor Tanios. Son olarak yazar, Tanios’un nereye gittiğini söylemeyerek okuyucuya bırakıyormuş gibi yapıyor. Evet, “muş gibi” yapıyor çünkü okuyucu, beyniyle düşünemeyen, zevk düşkünü Tanios’un nereye gideceğini anlıyor.
Tanios’u sevmedim:) Ama kitabını sevdim, okuyun.