·112 syf.····Okunma: 25 Mayıs 2019 00:47 Jack London kaleminden...
Bir köpek ve hikayesi ile ilgili olanca genişliğiyle yapılan yorum ve incelemelerin üzerine ne koyabiliriz ki?
-Bir melez (Çoban köpeği- Sen Bernar) köpek Buck'un kendi doğasını bulma yolculuğunu...
-Altın madeni arayan insanların ölüme yürüyen yolculuğunu...
-Yaşam, ölüm ve tekrar yaşam üçlemesini...
Derinleştirirsek...
Jack London kendi deneyimlerini, eserine, bir metafor üzerinden sabitlemeyi deniyor.
İnsanın vahşiliği ile hayvanatın vahşiliği arasında doğanın değişen ritmini Buck üzerinden konumlandırıyor...
Evcil düşüncelerin şartlar değiştiğinde vahşileştiğini, hayatta kalmanın her türlü şeyden üstün olduğunu öğrenmenin, sevgi ve iyi niyet eksenindeki hazzı/hüznü ve böylece ikilemi oluşturmasını gösteriyor...
İnsanın yine insanı öldürecek kadar sınır tanımaz boyutuna karşı, hayvan bilincinin sadakat örnekliğini hatırlatıyor...
Eser...
Kısaca değişen inançlarımızı, tutku ve hayallerimizi değişen köpek sahipleri üzerinden anlatıyor...
Buck kendi doğasını bulduğunda rahat ve huzura eriyor... İnsanlıkla ilişkisi koptuğunda, özüne dönecek bir çağrıya bırakıyor ruhunu...
Ya biz insanlar...
Yeehatlar gibi vahşice kardeşlerimizin boğazına, hem de karnımızı doyurmak pahasına çökerken, bir boşluktan gelen gözü dönmüş vahşet çağrısını yaşamamız mı gerekiyor?
Bu çağrı bizi kendimizde yitirdiğimiz bir çağrı değil mi?
İnsan ancak kendisini yitirince mi varlığıyla yüzleşebiliyor?
Bu soruların cevabını bilmiyorum ama, bildiğim tek şey, Jack London bunu felsefik bir kafayla yazmadıysa ben bunları boşuna mı düşünmüş olacağım?
Kim bilir, belki de asıl vahşet çağrısı budur!!!