Gönderi

"....şurada bir pınar var ki bir kuzu yiyip üstüne suyundan içsen çok geçmeden ikinci kuzuyu yersin." Pınara gittiler. Eğilip içtiler. Buz gibi, tatlı bir suydu. Türkmen doğru söylemişti. Birazdan adeta acıktılar. O zaman Türkmen, bu pınarın masalını anlattı: Vaktiyle, çok eski bir zamanda, bu obanın olduğu yerde bir Yürük çadırı varmış. Kadını ile tek başına oturan Yürüğün çocuğu olmaz, o da üzülüp tasalanırmış. Bir gün ak sakallı, yorgun, perişan bir yolcu gelerek bir gece kendisini konuk etmelerini dilemiş. Etmişler. Bir kase sütleri varmış, ona içirmişler; bir dilim ekmekleri varmış, ona yedirmişler. İki kişinin güç sığdığı çadırda onu yatırarak kendileri açıkta gecelemişler. Ertesi gün yaşlı konuk ayrılırken onu, tepenin eteğine kadar geçirip uğurlamışlar. O zaman bu gördüğün çam ormanı yokmuş. Toprak çorakmış. Bu pınar da yokmuş, her yer kurakmış. Yalnız tepenin eteğinde bodur bir yemişsiz ağaç varmış. O ağacın yanında durdukları zaman ihtiyar adam: "Hakkınızı helal edin!" demiş; etmişler. "Sizin bir derdiniz var, nedir?" diye sormuş. Söylemişler. Yemişsiz ağacı göstererek: "Şu elmayı koparın!" demiş. Şaşırmışlar. Hangi elmayı der gibi ağaca bakınca bir de ne görsünler? Yemişsiz bodur ağacın dalında, ipiri, al yanak bir elma sallanmıyor mu? Koparmışlar. O adam elmayı ikiye bölmüş. Yarısını Yürüğe, yarısını karısına yedirmiş. "Çocuğunuz olur!" deyip sırrolmuş. Meğer o adam Hızır'mış. Gel zaman git zaman bir kızları olmuş. Öyle güzelmiş ki adını Gökçen koymuşlar. Gökçen bir yaşından beş yaşına, beş yaşından on yaşına, on yaşından on beş yaşına gelmiş. Dünya güzeli bir kız olmuş. Görenlerin aklı şaşar, güzelliğini işitenler görmek için yüce dağlar aşarmış. Kendisini çobanlar istemiş, razı olmamış, ağalar istemiş razı olmamış. Günün birinde avlanan bir şehzade bir geyiğin ardından koşa koşa oraya gelmiş. Yürük, kendi çadırı önünde düşen yaralı geyiği şehzadeye verirken Gökçen gözükmüş. Genç şehzade o anda vurulmuş. Geri dönememiş. Otağını kurup günlere orada kalmış. Padişah, oğlunu aratıp buldurmuş. Kaldırıp getirtmiş. Meğer Yürük kızına vurulan şehzade, nur topu gibi bir sultanla daha yeni evli imiş. Günler geçmiş, aylar geçmiş. Şehzade dayanamayıp Gökçen'in yanına gelmiş. Evlenelim demiş. Yürük kızının da onda gözü varmış ama iyi yürekli olduğundan, sultan üzülmesin diye kabul etmemiş. Gözü dünyayı görmeyen, kara sevdaya tutulan şehzade direndikçe direnmiş. Gökçen kız bakmış ki iş sarpa sarıyor:" Benim şartım vardır" demiş. Nedir diye sormuş. Kız demiş ki: "Şu ovada seninle at yarıştırırız. Geçersen beni alırsın. Geçemezsen kısmetine razı olursun." Şehzade hemen razı olmuş. Bir kızı nasıl olsa geçerim diye düşünmüş. Oysaki kız yaman binici imiş. Bir atı varmış ki dünyada kimse onu geçemezmiş. Ovanın başına gelmişler. Şehzade küheylanına, Gökçen kız da yağız atına binmiş. Yarışmışlar. Kız, şehzadeyi bir at boyu geçerek yarışı kazanmış. Şehzade saşırmış. "Nasıl olur? Beni gafil avladın. Bir daha yarışalım." demiş. Yine yarışmışlar. Bu sefer kız, şehzadeyi iki at boyu geçmiş. Şehzade deliye dönmüş: "Hak oyunu üçtür. Bir daha yarışalım." demiş. Üçüncü yarışta üç at boyu geçmiş. Şehzade gık diyememiş. Perişan bir halde ağlaya ağlaya gitmiş. O gidince kız da yaslanmış(Yas tutmuş). Kederinden dağlara düşmüş. Kimseyle konuşmaz, geceleyin çadırına gelir, gündüz kurtla kuşla söyleşirmiş. Bir gün Hızır yine gelmiş. Bodur ağacın altında Gökçen'le konuşmuş. "Ağla da dertlerin erisin!" demiş. Kız "Ağlayamıyorum." diye cevap vermiş. Hızır bodur ağacı göstererek: "Şu narı kopar." demiş. Koparmış. Narı ikiye bölmüş. Yarısını kıza yedirmiş: "Ağla! Gözyaşın her şeyi eritecek!" diye söylemiş. "Şu yarısını da şehzadeye yedireceğim. Dertleriniz bitecek, kavuşacaksınız!" diye müjdeleiş ama, narın yarısınııı şehzadeye yedirmemiş. Çünkü Hızır, şehzadeye vardığı zaman şehzade ölmüşmüş. Gökçen kız yarı narı yedikten sonra göz pınarları açılmış. Öyle ağlamış ki bu çorak tepenin taşları ermiş: her yer yeşerip şu gördüğün orman olmuş. Gönüldeki derdini de eritmek üzere iken şehzadenin ölüm haberi gelmiş. O gece sabaha kadar şu pınarın olduğu yerde sabaha kadar ağlayıp sırrolmuş. Bu her şeyi eriten pınar onun göz yaşlarından kaynamış. O günden bugüne çok zaman geçmiş. Güz olup da aşiret buradan kışlığa indiği zaman sevdalılar bu pınarın başına gelirler, sabaha kadar dua edip dileklerinin olması için yalvarırlar.
·
21 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.