·365 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Mayıs 2019 11:07 Kitap hakkında yazılacak çok şey var lakin can alıcı noktalarını biraz anlatıp, okumanızı tavsiye edeceğim. Eğer tarih merakınız varsa ve tarih kitapları okumayı seviyorsanız kesinlikle okuyun. Kitap her ne kadar devlet sisteminin nasıl şekillenmesi gerektiğin anlatsa da metnin altında tarih ve felsefe barınıyor olması kitabı daha cazip hale getiriyor.
Kitap özetle devlet teşkilatlanması ve o devrin devlet işlerinin, devlet yönetiminin en hassas konularının nasıl düzene sokulması gerektiği, adil bir yöneticinin vasıflarının neler olması gerektiği, hükümdarlık alametlerinin neler olduğu gibi birçok konuyu toplamda 52 başlık altında inceleyen muazzam bir siyaset kitabı. Tabi ki muazzamlığını o devrin düşünce yapısına ve kitabın yazıldığı devrin devlet sistemi hakkındaki malumatı sağlamakta. Şu an ki devlet yapılanmalarında birçok konu kanaatimce anlamını yitirmiştir. Ama devlet için olmazsa olmaz bazı unsurlar hala geçerliliğini korumakta.
Örnek verecek olursak Nizam-ül Mülk adaletin her şeyden önce hatta inançtan önce geldiğini direk söylemese de üstü kapalı bir şekilde kitapta bahsediyor. Hatta kitapta kaleme aldığı bir hikayede adil olmayanın islami olamayacağını, adaletin olmadığı yerde islamdan bahsedilemeyeceğini direk bildiriyor. Ayrıca kitapta çok hoşuma giden bir unsurda mezhep savaşlarının bütün siyasi yapılanmaları nasıl etkilediğini gözler önüne sermesiydi. Türk-İslam, Arap ve Fars-İslam devletlerinin (en azından kitabın yazıldığı dönem için) en büyük sorunun mezhep tabanlı olduğu, devamlı birbirlerini zayıflatmak ve himaye etmek üzere kurulduğunu anlatılan hikayelerden çıkarmak çok mümkün.
Kitap da genel olarak yönetici ya da hükümdar tabiri yerine adil yönetici, ya da adil hükümdar kavramları kullanılmış. Adil vasfı olamayan kimsenin halka hükmedemeyecek, halkın gönlünde muhabbet kuramayacak şahıslar olduğundan bu hükümdarların varlığında devletin ömrünün uzun olmayacağını ve devletlerinde hep bu yüzden yıkılıp halkın perişan olduğunu birçok kısımda hikayeler, hadisler ve tarihi anekdotlarla bu tezini kuvvetlendirmiştir.
Şimdi kitap adalet anlayışı üzerine kurulu bir eser olduğu için bu adaletin nasıl sağlanacağını, sistemin ne şekilde işleyeceğini de uzun uzun birkaç kısımda inceliyor. Çok yüzeysel olarak ele alacak olursak bu konuda ki tezi ya da tecrübesi de diyebiliriz sonuçta 30 yıl vezirlik görevini başarıyla yerine getirmiş. Diyor ki;
Eğer hükümdarlar halkın başına yöneticiler atar da o yöneticilerin akıbetinden, kabiliyetinden, yapıp ettiklerinden haberdar olmaz ise o yönetici nefsinin kölesi ise halka zulüm olur, onun nefsini elde tutmak gerekir, bununda çeşitli yolları vardır. Birincisi, hükümdar hakimiyet alanında bulunan bütün topraklara haberciler (casuslar) göndermelidir. O haberciler esnafla, o bölgenin ileri gelenleri oturup kalkmalı, halkın şikayetlerinin neler olduğunu usulünce öğrenmeli, şikayetleri var ise kaynağını sorup öğrenmelidir. Halktan aldığı bu şikayetleri de hükümdara genel hatları ile tebliğ etmelidir. Böylece hükümdarın atadığı yöneticiler, devletin nefesinin enselerinde olduğunu bilir ona göre hareket etmek zorunda kalırlar. Diğer bir tedbir de hükümdarın haftanın belli günleri divan kurup halkın şikayetlerini dinlemesi usulüdür. Nizam-ül Mülk’e göre devletin güçlü olabilmesinin en önemli gereklerinden biride budur. Çünkü direk hükümdarla görüşebileceğini ya da görüşebilme şansı olduğunu bilen reaya kendini daha güvende hissederken, kendinden şikayetçi olunacağı korkusuyla yöneticiler de işlerinde daha adil ve merhametli olmak zorunda kalır.