10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2019 17. kitabı
İlber Ortaylı salt bir tarihçi mi? Hiç sanmıyorum. Elbette her tarihçinin notları olur, okuduğu kitaplardan gördüğü önemli noktaları yazar, araştırır ve anlamaya çalışır. Ama bu kitapta gördüğümüz, tarihi şahsiyetlerin kısa ama öz biyografileri. Anlamlı kılan ise bu biyografilerin Ortaylı'nın defterinden geliyor olması. Evet, Ortaylı oturmuş, yazmış. Kimilerini yakınen tanımış, onlarla tanışma fırsatı bulmuş. Ama yine de yazmış. Kaç kişi, tanıdığı ya da tanımadığı insanların hayat hikayelerini, düşüncelerini, karşılaştıkları zorlukları ve verdikleri kararları oturup bir deftere yazar? Ya da şöyle soralım; bunu kaç tarihçi yapar? Müthiş bir hafızası var bir kere. Karşısına oturup konuştuğunuzda sadece dinleyin. Tarihin o masalsı havası içerisinde sizi alıp götürür, hayallere daldırır. Tarih içerisinde bir isim söyleyin, sanıyorum hakkında birkaç kelam edemeyeceği kimse yoktur. İnsanları zekaya ve bilgiye hayran edebilecek az sayıdaki insanlardandır. Tarihi, kitlelere sevdiren ama en önemlisi ise çocuklarınıza izlettiğiniz takdirde, tarihçi ya da bilgin olma isteğini uyandıran bir kişidir. Toplumda böyle insanlar vardır hani; dinlediğiniz zaman bilgisine, görgüsüne ve çalışma azmine hayranlık duyduğumuz, onlar gibi olmak istediğimiz. Günümüz dünyasında insan yaşamının süreçlerine baktığım zaman, ekranın bu kısmı ile ileriki yaşlarda karşılaştığımız için, içimizde uyanan bu, onu gibi olma istek ve arzusunu gerçekleştirmenin oldukça zor olduğunu hemen fark ediyoruz. Ama yine de o bilme nefsimizi tatmin etme gayesiyle konu dahilinde bireysel birkaç öğrenme çabası içerisine de girmiyor değiliz. Asıl anlatmak istediğim şu; artık bunun farkına varmış bireyler olarak, çocuklarımıza bunu daha en başından itibaren yansıtmalı ve onları bu öğrenme arzusu peşinde koşmaya teşvik etmeliyiz. Evet, bir İlber Ortaylı kolay olunmuyor. Her şey bir merakla başlamıyor mu? Bir onun gibi olma arzusuyla. Yetişkinliğe ermiş bizlerin onun gibi olma hevesi kısa sürebilir. Hayatın gerçeklerini yaşamaya başlamışızdır çünkü. Ama çocuklar için daha hiçbir şey başlamadı. Hiçbir şeyin başlamadığı noktada, her şeyi Ortaylı gibi insanlarla başlatırsak eğer, bir şeylerin değişebileceği apaçık ortadadır. Peki İlber Ortaylı, nasıl İlber Hoca oldu? Nasıl herkesin, kendisi gibi olmak istediği bir insana dönüştü? İlber Ortaylı, Avusturya'da doğmuş. Nerede doğduğu önemli mi? Önemli bence. Bizim ülkemizde doğan her çocuk aynı kültür ve eğitim seviyesinden geçmiyor. Ailenin belli bir kültürün havasını teneffüs etmiş olması ya da en azından kültürel farklılıkların farkında olması gerekiyor. İlber Ortaylı'nın ailesi, kendisi 2 yaşındayken Türkiye'ye göç eder. Ama onun büyüdüğü evde, Rusca ve Fransızca akıcı bir şekilde konuşuluyormuş. Şiirlerin yazıldığı, tarih ve felsefe kitaplarının okunduğu bir ev burası. Bakın tekrar yazıyorum; şiirlerin yazıldığı, tarih ve felsefe kitaplarının okunduğu bir ev burası. Akademi gibi bir ev yahu! Kitapların kokusuyla büyüyen çocukların başka türlü büyüdüklerini düşünürüm ben. Kendim maalesef böyle bir evde büyümedim. Ama kitapların dünyasından hiçbir zaman çıkmadım ben. Onlar benim en iyi ve tek arkadaşlarımdı. Ama ailenin o kitap dolu oksijeni vermesi çok önemlidir. O oksijeni başka hiçbir yerden alamazsınız zira. Yani Ortaylı'nın tarihe, sanata ve bilmek ile öğrenmeye olan tutkusu bu evde başlamış olmalı. Eğitim sürecine dair ya da çocukluğunda ailesi ile olan eğitimsel sürece dair mezun olduğu okullar dışında pek fazla bir şey bilinmiyor. Dinlemek isterdim açıkcası. Çokca dil biliyor. Ne kadar biliyor, kaç dil biliyor sorusuna mütevazı yaklaşıyor. Ama yine de bildiği farklı dillerle, hayranlık uyandıran bir zekaya sahip olduğu da ortada. Kolay bir şey değil nihayetinde bu kadar dili bilmek. Neresinden bakarsanız bakın, herkesin olmak isteyeceği bir insan. Sadece Türkiye'de değil, dünya tarafından da tanınan bir Türk öğretmeni. Unvanlarını dışlamak değildir bu. O muhteşem bir öğretmen. Hala daha ders vermeye devam ettiğine göre demek ki öğretmenliği çok seviyor. Gerek Avrupa gerekse de Amerika kıtasında eğitimler vermiş, Türkiye'den de böyle insanlar çıktığını, çıkabileceğini göstermiştir. Bugün istese dünyanın herhangi bir bölgesinde, herhangi bir üniversitede rahatlıkla iş bulabilecekken ve tabi el üstünde tutulabilecekken, o Türkiye'de kalmayı ve bu ülkenin çocuklarını eğitmeyi tercih etmiştir. Biliyor musunuz, bu bir kazanımdır. Hem de büyük bir kazanımdır. Üniversiteler için üniversiteli gençler için büyük bir şanstır. Değerlendirmeyi bilirseniz tabi ki. İnsan istemedikçe, okumadıkça ve çokca çalışmadıkça Ortaylı da olsa ne önemi var değil mi! İlber Hoca'nın önemi, ondan bir şeyler almayı isterseniz, onun yorgun düştüğü halde dahi gerekirse zorla ondan o bilgiyi alıp koparmayı arzu ederseniz işte o zaman ortaya çıkacaktır. Öğrenci açısından. İnsan merak ediyor; bu adam bu kadar çok bilgiyi nasıl biliyor? Nereden öğrenmiş? Nasıl öğrenmiş? Sanki kafasının içerisinde kocaman bir dijital kütüphane var ve istediği zaman istediği bilgiyi oradan çıkarıp, bizlere sunuyor. Sır nerede? Okumakta, çalışmakta. Çok okuyor ve çok çalışıyor. Okudukları üzerine durmadan çalışıyor. Salt bir okuma yapmıyor. Yazıyor da. İlber Hoca bilgisayar değil. Bir kere okuduğunu aynı anda hafızasına yazıyor hali yok. Tekrar ve tekrar okuyor. Okuyup geçmek yerine, okudukları üzerinde derin düşünme süreci yaşıyor olmalı. En azından ben böyle düşünüyorum. Zira bunun başka yolu varsa öğrenmeyi de çok isterim. İlber Ortaylı gibi insanları çok seviyoruz. Çünkü güvenilir bilgiye hasret kaldık. Güvenilir bilgiyi sunan ehil insanlara yani bilgiyi harmanlayarak en güzel uslüpla sunabilen insanlara hasret kaldık. Şimdi, soru şu; İlber Ortaylı izleyerek hayran hayran bakmak mı yoksa İlber Ortaylı gibi olmayı arzulayarak onun gibi olmaya çalışmak mı? Bu sorunun cevabı, geleceğin şekillenmesidir.
Tarih
Defterimden Portrelerİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20181,956 okunma
·
31 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.