·139 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Haziran 2019 04:35 Epeyce beğendiğim bir kitabı incelerken başlangıç cümlesi konusunda çok zorlanırım. Bir noktadan başlasam diğer noktaya ihanet edecekmişim gibi gelir. Bu evreyi de atlattıktan sonra artık başlamalıyım.
Asım Bezirci’nin çevirisine onlarca cümle feda edebilirdim ama kitabın son sayfasında yer alan Adnan Binyazar’ın sözü, bütün edeceğim cümleleri kapsayacak nitelikte: “Kitabın çeviri olduğunu düşündürtmeyecek kadar güzel bir dil bu.”
Her cümlesi dolu dolu olan 140 sayfalık eserde altını çizmeden duramadığım bolca yer bulunmakta… Ayrıca 1989 basımı bir kitabın sayfalarını koklamak tarifi imkânsız bir zevk veriyor.
Basit bir şekilde başladığını hissettirse de, yavaş yavaş kitabın derinliklerine daldığım anda orada kayboldum, yer yer anlama kabiliyetimi kaybettim ve bilgilerimin yetersizliğini hissettim. İki cümle bile anlasam kârdır diye çıktığım kitapta detaylı açıklamaların yardımı sayesinde birçok şeyi düşünce dünyama süzülmesi, adapte olması için yolladım.
“Kişioğlu ava çıkar, balık tutar, araçlar yapar, kitaplar yazar: Ama eğlenmek için, kaçmak için yapmaz bunları; yaşamak, varolmak için yapar. Bunlar birer eğlence ya da kaçış değil; varoluşa yönelmiş birer hareket, varolmak için başvurulan birer eylemdir.”
Beauvoir’e göre insan dünyaya atılmış bir varlıktır ve önceden kurulmamıştır, ancak yaptığı eylemler sayesinde varolur. Varolmak için çevresindeki diğer insanlarla bağlantı kurması gerekir, nesnelere dokunması gerekir. Eylemsizlik hâlinde olan bir insan, varolmamıştır. Aynı zamanda, insan durmadan kendisini aşar, bu aşkınlık onun varoluşma süreçlerinden biridir ve sadece kendisi için kendini aşar. Kurduğu tasarılar varolmak için nedenlerini oluşturur, bir amaca yönelir ve hemen ekler: “Her amacın daha sonraki bir amaca götüren bir araç olduğunu öne sürmek, gerçekte hiçbir şeyin amaç olmadığını belirtmek demektir.” Kendi fikrimce, doygunluğa ulaşamayan amaç, diğer bütün tasarıları yok eder ve ulaşılacak noktadan ziyade o noktaya doğru giden yol etrafında şekillenir. O yol, hiç bitmeyecektir: Varıldığı sanılan her nokta sadece bir dinlenme alanı olmaktan ibaret kalacaktır, nihai amaç sekteye uğramış vaziyette varlığını koruyamadan solmuş durumda olacaktır.
Yazılarına Heidegger, Hegel ve Sartre gibi filozofların da söylemlerini katmış, bolca özgürlük konusu etrafında şekillendirmiştir ve çok güzel bir söz eklemiştir: “Herkesi sevdiğini öne süren kimse, gerçekte, hiç kimseyi sevmiyor demektir.” Maalesef ki sevgimizi eşit dağıtamayız. Eğer durum bu yönde olsaydı, sevgi öne çıkan bir kavram olamazdı. Bir başkasını sevemediğimiz için bir başkasını sevebiliriz çünkü sevmediğimiz kişide olmayan bir özellik sevdiğimiz kişide mevcuttur. Birçok şey zıttıyla varlığını sürdürüyor. İnsan, seviyorum diyebilmek için sevmiyorum demek durumundadır; aksi hâlde seviyorum kavramı ifade edilemez, bir sıradanlık hâlini alır.
Katılmadığım alıntıyı da yorumlamak istiyorum: “Spor gerçekten tasarımsa benim, gerçekten seçmişsem onu, o zaman eksik bir atlet olmayı sağlam, saygın bir kişi olmaya yeğ tutarım.” Büyük bir inatçılık ve yolundan dönmeme isteği gözüme çarpıyor. Bazı durumlar için başarıya ulaştıran bir etken olsa da, insan başarısız olduğu konularda geri adım atmasını bilmesi gerekiyor. Şayet, bir insanın tasarısı öğretmenlikse ve bunda başarılı olamayıp eksik bir öğretmen olarak hayatını sürdürüyorsa, bu çevresindekiler için yarar değil zarardır. Bizim aradığımız yarar ise bu durum kabul edilemez bir düşüncedir.
Ömrünüzden 1-2 gün çalmasına rağmen getirisi uzun yıllar olumlu yönde devam edeceğine inandığım eseri kesinlikle öneririm demekten başka çarem kalmıyor..