farabi: türk filozof, islam alimi, tıpçı, matematikçi, astronom, bestekar, müzik kuramcısı, kadı, ilk ansiklopedici…
ebu nasır mehmet bin tarhan bin uzlu el farabi et türkî.
farabi türk olup, mantık alanında aristo'dan sonra "ikinci üstad" olarak dünyanın en büyük alim ve filozoflarından kabul edilir.
diğer pek çok büyük alim yalnızca bir veya birkaç ilimde bilgili iken, onların aksine farabi yukarıda saydığım oldukça fazla sayıdaki ilim dalında büyük alim seviyesinde kabul edilir. felsefe alanında da yunan felsefesini yendiği söylenmektedir.
ayrıca farabi'nin sesin ahengini matematik hesaplarla ölçtüğü, geliştirdiği müzik teknikleri sayesinde ud çalarak insanları önce güldürdüğü, sonra ağlattığı, sonra da uyutarak sessizce kalkıp gittiği de rivayet edilir.
* * *
farabi 870 yılında türkistan'ın farab şehrindeki vesiç kasabasında doğmuştur. babası o dönem kale komutanıdır. gençliğinde çok iyi bir eğitim alıp kadılık yapmış, sonradan ilim öğrenmek amacıyla görevini bırakıp hayatı boyunca yolculuklar etmiştir.
birçok önemli ilim merkezini gezdikten sonra 40 yaşında bağdat'a gitmiş ve eserlerinin çoğunu 20 yıl yaşadığı bağdat'ta yazmıştır.
farabi'nin görüşlerini anlamak için bağdat'ta eğitim aldığı hocalarını zikretmekte fayda vardır.
ibnü serrac: dönemin en büyük alimlerinden olup, farabi'ye arapça ve mantık eğitimi vermiştir.
ebu bişr mitta bin yunus: hıristiyan mütercim ve şerhçi. mantık eğitimi vermiştir.
yuhanna bin haylan: kendisine mantık ve felsefe dersleri vermiş, aristo'nun burhan kitabını okutmuştur.
bu derslerden sonra farabi mantık alanında hocalarını geçecek seviyeye ulaşmıştır.
942 yılında bağdat'ta dini ve siyasi karışıklıklar olduğu için buradan ayrılıp mısır, halep ve şam'a göç etmiştir. 950 yılında 80 yaşında iken şam'da vefat etmiştir.
genel olarak mal mülk edinmeden münzevi bir hayat yaşayan ve hiç evlenmeyen farabi, öğrencilerine bir filozofun dünyevi zevklere düşkün olmaması gerektiğini ve ilimde azimli olmalarını tavsiye etmiştir.
farabi'nin hayatı boyunca yazdığı 100'den fazla önemli eserin tamamı günümüze ulaşamamıştır.
* * *
kitabın tanıtımı: elimdeki baskısı prof. ahmet arslan'ın üçüncü baskısı yapılan açıklamalı çevirisi.
bu kitabı okumak benim için oldukça sıkıcı, bir miktar sancılı, biraz da entelektüel bir süreç oldu!
300 sayfalık kitabın sadece 100 sayfasını farabi'nin eseri oluşturuyor. gerisi çevirenin sıkıcı tefsirinden ibaret. gerçekten de her paragrafını madde madde tefsir etmiş.
genelde akademik tezler böyle yazılırlar. belki de hocanın tez çalışması mıdır bilemiyorum. niye sıkıcı ve zevksiz dediğimi de bu kitabı yalnızca sonuna kadar okuyanlar anlayacaktır!
kitap tanıtım ve takdim kısmı ile başlıyor. orjinali sadece 100 sayfa olan bu eseri takdim etmeye 30 sayfa ayırmış.
fakat takdimden ziyade yazarın kendi zevksiz felsefe tarihi anlatımı ve yorumları demek daha doğru olur. bu kısımda, fular takmadığımız için aklımıza asla gelemeyecek bütün entel ve felsefik kelimelerden var!
ayrıca çevirenimiz çok kere farabi'yi eleştirmeyi de ihmal etmemiş. ben ne felsefeden, ne de bu kitaptan bir şey anladığım için, olayı bilmesem "medinetül fazıla"nın farabi'ye değil, bu çevirene ait olduğunu zannederdim!
kitabı "medinetül fazıla" olarak değil de orjinal isminde geçen "arâ" kelimesiyle kısaltmış.
çevirenimiz farabi'nin bu eserini o kadar tefsir etmiş ki, farabi'nin hayatı hakkında tek kelime laf etmeye fırsat bulamamış. o yüzden hayatını yukarıya ben ekledim.
sonuç olarak kitaba yapılan bunca girizgahtan sonra insanın farabi'nin yazdığı kısmı okumaya mecali kalmıyor. bu yüzden bir gün farabi kitabı okursanız, önüne geçmeye çalışan ölümlülerin sunuşlarını es geçip doğrudan farabi'nin yazdıklarını okumaya başlayın!
* * *
gelelim kitabın içeriğine.
farabi'nin orjinal "el-medinetül fazıla" eseri 19 bölümden oluşuyor. tam adı "en mükemmel devletin yurttaşlarının görüşlerinin ilkeleri" şeklinde.
daha başlarında edindiğim izlenim böyle bir kitabın normal biri tarafından yazılamayacağı oldu. metafizikten, insanın yaratılışından, ay altı ve ay üstü dünyalardan, tanrı ve peygamber kavramlarından, sosyal hayattan, yönetim ilkelerinden, siyaset felsefesinden, gerçek mutluluktan, daha da önemlisi bilginin kendisinden bahsetmiş. cinselliği ve üremeyi bile oldukça ilginç şekillerde açıklamış.
kısaca büyük filozoflar gibi hayatın amacını ve şeklini tafsilatıyla açıklamaya çalışmış. belli ki o dönem "filozof" kavramı bunu yapabilen kişi demekti. tabi bunlar muhtemelen çok zeki beyinler olduğu için normal insanın anlayabileceğinin oldukça üst seviyesinde anlatımlar ve çıkarımlar yapmışlar.
"meninetül fazıla"nın en beğendiğim kısmı, mutluluğu elde etmek isteyen insanın en yüksek iyi nerede ise oraya gitmesi gerektiği, insanın ihtiyaçlarının tam olarak ancak şehir büyüklüğündeki bir toplumda karşılanabileceği şeklindeki görüşleridir.
böylelikle farabi kendisi de şehirler değiştirmiş ve tek bir kitabın peşinde bir ay yolculuk ettiği dahi olmuş.
* * *
geldik kitabın en netameli kısmı olan ahireti inkar meselesine!
bazı filozoflar herhalde hayatın anlamını her yönüyle açıklayabilmeyi görev addettikleri için, açıklayamadığı ahirete iman etmek yerine ahireti inkar etme yolunu tercih etmişler. farabi'nin kitabında da bundan var.
yani insan dünyevi aklıyla varlığı neden açıklamak zorunda olsun? belki de filozofluğun şanına gölge düşürmemek için, her şeyi ille de anlayabilme yarışına mı girmişler bilemiyorum.
16. bölümün 12. paragrafını birkaç kez okudum. yetmedi, tefsirini bitirince yeniden defalarca okudum. farabi'den otuz yıl sonra doğan ibni sina, kırk kere okuduğu aristo metafiziğini anlamamış. sonra ancak farabi'nin şerhini okuyunca anlayabilmiş.
bu yüzden ben de niye böyle bir inkara giriştiğini, acaba başkalarının görüşlerini mi kastettiğini düşünüp ısrarla daha iyi anlamaya çalıştım. tefsirde o dönemki aşırı bağnaz dindarlara bakıp eleştiride bulunduğunu söylüyor. fakat ahiretle ilgili yazdıkları da yenilir yutulur değil.
yine de 100 yıl sonraya kalacak olan bu çevirinin yorumları değil, farabi'nin 1100 yıl önce yazdığı eserin kendisi olacak!