Gönderi

10/10
·176 syf.··
2019 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2019 08:49
Tarihini tam hatırlamasam da, ben de bir zamanlar her insanın bir hayvana benzemesi durumunu düşünmüştüm. Mesela tatlı bakan kahverengi gözleri, düşük kaşları ve o kocaman merhametiyle babamı çok tatlı bir köpeğe benzetirdim :) Bu belki de bizim hayvanlarda gözlemlediğimiz bir özelliği o insana yakıştırmamızdan kaynaklanıyor olabilir. Ben iflah olmaz bir hayvansever olarak yapıyordum bunu (böcek öldürsem vicdan yaparım), H.G. Wells biraz başka boyutuyla ele almış. Kısa bir özet geçecek olursak; Dr. Monreau hayvanlara viviseksiyon (canlı kesim) yaparak insanlaştırma çabası içinde olan bir bilim insanı ve deneylerini her yere uzak bir adanın üzerinde gerçekleştiriyor. Şans eseri ölümden kurtardıkları Edward Prendick, Dr. Monreau ve onun yardımcısı Montgomery ile adada kalmaya mecbur oluyor. Başlangıçta insanlara işkence edilerek hayvanlara dönüştürüldüğünü sanmamıza vesile olan Prendick'in bakış açısını, Monreau yaptıkları kısa bir sohbetle değiştiriyor ve bunların insan değil hayvan olduğunu, onları insan formuna benzetmeye rastlantı sonucu vardığını söylüyor. 'Koyunu lamaya, lamayı koyuna dönüştürmeye de kalkabilirdim. Galiba insan formu insanın sanatsal anlayışına herhangi bir hayvan biçiminden çok daha çekici geliyor' demiştir. Sonrasında gelişen olaylar neticesinde deneylerinden biri, Puma adam, Dr. Monreau'nun ölümüne sebep olur. Bundan sonrasında Prendick Montgomery'nin de ölümünün ardından adada hayat mücadelesi vermek için bu başkalaşım geçirmiş hayvanları nasıl idare etmesi gerektiğini öğrenecektir. Okurken en beğendiğim ve en aklımda kalan kısım Edward Prendick'in hayvanlara ölmüş olsa dahi Moreau'ya itaat etmelerini, O'nun, onların ne yaptıklarını her zaman göreceğini söyleyerek ikna etme çabasıydı. Burada günümüzdeki inanç sistemlerine atıfta bulunduğunu düşünüyorum. Prendick kendisini hayvanların vahşiliğinden korumak için onlara korkacakları, belli başlı aksiyomları almalarını önleyici bir barikat kurmayı planlıyor bu şekilde. Bu basitçe bizim de aynı sebepten ötürü başka bir insana zarar vermememizle aynı şey, biz de korkuyoruz çünkü bunun sonuçları olacağına inanıyoruz. Yalnızca toplum içinde değil, biri bizi görmese bile bunu yapmaktan kaçınıyoruz çünkü inancımız bize bunun sonucu olarak cezalandırılacağımızı söylüyor. İnanç kısmını bir kenara bırakırsak, genel itibariyle Moreau hayvanlara eziyet ediyor, onlara bir bilinç ve bir yasa vererek acı çekmelerine sebep oluyor. Dahası onlara ait bir dini sistem kurmaya çalışıyor ki onlar Moreau'nun yüceliğine inanıp, ona karşı gelmesin. Yasa böyle buyurur! Hatta Moreau'nun evine 'Acı Evi' demeleri bile dahiyane. Çünkü o ev hayvanların bilinç kazandığı, viviseksiyona uğradığı ve acı çektiği yer. Hayvanlar oraya dönmek istemiyor, bunun için Moreau'ya boyun eğiyorlar çünkü korkuyorlar. Korkunun inanç ateşine atılan en büyük odun olduğunu çıkartıyorum ben buradan. Peki Moreau ne düşünüyor bu konuda? Tamamıyla farkında mı ne yaptığının? O'nun açısından bakacak olursanız yaptıkları hiç bir şey. Onun görüş açısını Prendick ile yaptığı sohbetten şu alıntıyla anlayabiliriz; 'Acı, bizi uyarıp tetiklemeyi üstlenen içsel tıbbi danışmanımızdır, o kadar. Bitkiler acı hissetmez; basit hayvanlar da, denizyıldızı ve kerevit gibi hayvanlar da muhtemelen acı hissetmiyordur. Sonra insanlar, onlar da giderek daha akıllı oldukça kendi esenliklerini daha akıllıca gözetecekler ve kendilerini tehlikeden uzak tutmaya yarayan dürtülere daha az gerek duyacaklardır. Bugüne kadar yararsız tek bir şey görmedim ki, eninde sonunda evrimle yok olup gitmemiş olsun. Sen gördün mü? Acı da gittikçe gereksizleşiyor.' Buradaki materyalist görüş insanı ilk okuyuşta sarssa dahi, ben bitkilerin bile acı çekebildiğini düşünüyorum. Dahası, bitkiler kendi arasında iletişim kurabiliyor, bu kanıtlanmış bir gerçek. İletişim derken sadece tek yönlü bir pozitif iletişimden bahsetmiyorum, düşman oldukları bitkilere saldıran ağaç kökleri mi dersiniz, bir saldırı ihtimaline karşı dost olduklarını uyaranlar mı dersiniz, hepsi mevcut. Merakınızı uyandırdıysa 'morfik alan' terimini araştırmanızı öneririm. İletişim kurabilen ve sosyal bir grup içerisinde yer alan ister insan, ister hayvan isterse de bitki olsun, acı çekebilir ama çekmemelidir bence. Özellikle de başkalarının zevki uğruna. İnsanın daha çok acı çekebilen bir varlık olduğunu düşünmemizin sebebi bilinçten kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Sonuçta biz sadece fiziksel acılar çekmiyoruz, öylesi çok daha kolay olurdu. 'Acılar bilincin tek nedenidir' demiyor muydu Dostoyevski Yer Altından Notlar adılı eserinde. Kitaba dönecek olursak, bunu fark edince en başta onlardan tiksinen Prendick bile, ister istemez bu tabiatlarında olmamasına rağmen düşünmeye zorlanmış, insan gibi davranmaya itilmiş hayvanlara acıyordu. Zaten bilincin mutlulukla ters bir orantı içinde olduğunu Albert Camus'nün "Mutlu olmak değil artık dileğim, yalnızca bilinçli olmak" diye dile getirdiği Tersi ve Yüzü kitabında da görebiliyoruz. Bilinç biraz mutsuzluk getirebilir, ama bilmemekten iyidir. Umarım beğenerek okursunuz, beni çok farklı yerlere götürdü bu kitap. Elimde olsa daha derli toplu yazmak isterdim ama aklıma gelenleri sıralayıverdim :) Keyifli okumalar.
Doktor Moreau’nun AdasıH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202210bin okunma
·
38 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.