Gönderi

10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2019 34. kitabı
Kadının görevi nedir? Kadının hayatını başkası belirlerken neden erkeğin hayatını başkaları belirlemiyor? Birde söyle düşünelim: Neden feminizm ortaya çıkarken erkekler ile ilgili bir ideoloji ortaya çıkmamıştır? Sorulacak sorular çokken aslında bilenen cevaplar aynı. Bu cevapları biliyoruz ama bunu uygulayacak güçleri varken neden güçlerinin gösterilmesine izin verilmiyor ? Bu kitapta okuyacağımız her öyküdeki kadınlar, birbirinden farklı yerlerdeler. Birbirlerini tanımıyorlar ama hayatlarında bir mücadele var. Kimisi ailesinden zülüm görmüş kimisi eşlerinden kimisi de yaşamdan. Herbirinin hikayesi yüreklerde bir sızı oluşturuyor. Bu sızının nedeni hikayelerdeki o kadınların gerçek hayatta da var olması. Sokakta yürüdüğümde aslında o kadınlar varlar. Onlar sessizce bağırıyorlar. Bağırmalarını duymamızı istiyorlar; onların yüzlerinden o bağrışlar görünüyor. Yüzleri yalan söylemiyor. Kendi ayaklarının üzerinde durma çabalarını görmemizi istiyorlar. Kadınlar çok güçlü ve bu güçlerinin kanıtını hayatlarına tohum olarak ekiyorlar. Bu tohumlara zarar verilmezse onlar fidan olacak. Onların hayatları yeşerecek. Bütün kadınların güçlerini fark etmesi dileği ile. Kitabın içinde altı tane öykü ve kadınlara adınan bir şiir bulunmaktadır. İlk öykü Ayşe Sevgi Arıyordu. "İnsanlar, böyle güzel bir günde sıkıntılarını, dertlerini unuturken, bir köşede itilip kakılmışlığı yaşayan, en güzel günde bile gözyaşıyla gülmeye çalışan, yığın dertlerin acı tebessümlerinin adının mutluluk olduğu, katmerleşmiş mutluluk çökeltileri ile yaşayan, yaşamaya çalışan insanlarda vardı!" Ayşe de onlardan biriydi. Ailesi onu anlamıyordu. Onu hep susturuyorlardı. Kız olduğu için onun söz hakkı olmadığını dile getiriyorlardı. 8 çocuklu bir ailede yaşamını sürdürüyordu. İtilip kakılarak büyüdü Ayşe. "On dört yaşındaydı ve üstelik çocukluğunu yaşayamamıştı. İçinde bulunduğu olumsuz koşullar beklentilerine gölge düşürmüş, içine kapanık bir insan haline getirmişti. Hâlbuki hayattan beklentileri vardı. Hayalleri vardı. Pembe hayaller… Her genç kızın hayalleri gibi… Ama ailesi bunları görecek durumda değildi. Bu şirin kızın hayallerini, düşüncelerini anlayacak kültür seviyesinden mahrumdu. Dolayısıyla bu şirin kızın yavaş yavaş serpilen, güzelleşen ve yastığa başını koyduğu zaman hayaller kuran bir genç kız olduğunu anlayamadılar." Bir gün karşısına Ahmet çıktığında belki de aradığı sevgiyi bulduğunu düşünmektedir. Yaşadıkları, ailesinden sevgi görmemesi ona başkalarından sevgiyi aramasına neden olmuştur. Ayşe'nin hayatını onun sevgi arayışını okuyoruz. "...sözcükler… İnsanı hayata bağlayan, bazen kandıran bazen umutlandıran, zaman zaman yalvartan, aman dileten sözcükler. Ortalığa taç yapraklar gibi saçılan, bazen sonsuz, sınırsız yolculuğa çıkmış gibi yol gösteren bazen dingin sularda yüzmenin kapısını aralayan sözcükler." Bu öyküden sonra Kadınlarımız şiiri bulunmaktadır. "Kadınlarımız Hayata gelişi olay yaratan Mahalle baskısıyla büyüyen Her şeye rağmen yılmayan Kadınlarımız Emekleri çoktur ama görülmez Fedakârlıkları çoktur ama duyulmaz Hayattaki en büyük koruyucumuz Kadınlarımız Kendi hayatını yaşamaz Evine ailesine kendini adayan kadınlarımız Çocukları sıkılmasın üzülmesin Diye kendi üzülen kadınlarımız " İkinci öykü Doğu'da Yaşam. Ailesinden sevgi görmediği için hayata nefret ile bakan Fatma'nın hikayesi. "Fatma, sürekli dayak ve baskı ile büyümüştü. Çocukluğunu yaşayamamış, okul hayatı görmemişti. Kara cahil bir küçük kızdı. Onun kaderini babası çizmişti! Okula gitmeyeceksin çobanlık yapacaksın, demiş ve Fatma köyün küçük kız çobanı olmuştu. Ailesinin geçimine çobanlık yaparak katkıda bulunmak zorunda bırakılmıştı. Ailesine göre kız çocuğunun yaşaması için tek bir neden vardı: O da evlenene kadar çobanlık yaparak aileye yardımcı olmak, kocaya gittikten sonra da evine ve kocasına kadınlık yapmak!" Ailesi onu erken yaşta evlendirdiğinde ona attıkları kazığı unutamaz. Fatma'nın hayat mücadelesini okuyoruz. Üçüncü öykü Hastalık Hastası. Gülay teyze hastalık hastası biridir. Mahmut amca bu yüzden emekli olmak istemez. Bu hikayede Gülay teyzenin yaşadıklarından sonra oğlu Ali ile aralarındaki ilişkiyi okuyoruz. Dördüncü öykü Engelli Kadının Başarısı. Gülçin sıcak havalarda dışarı çıkıp dolaşmayı çok sever. Bu dolaşmalarında insanları izler. Bugün de hava sıcak ve o dışarıya çıkmıştır. Karşısına tahtadan bir bacağı olan kolunu tek değneğine dayanarak mendil satan kadını görür. Hayat dersini işte bu kadından bir daha öğrenecektir. “Hepimiz bir engelli adayı değil miyiz?” diye mırıldandı. Hayatta neyin garantisi vardı ki?" "Karşıdan engelli kadını izlemeye başladı. Bir yandan da düşünüyordu. Türkiye gibi bir ülkede kadın olmanın zorluğunu düşünüyordu. Ama hayır, aslında İslam ülkelerinde kadın olmanın zorluğunu düşünmeye başladı. Kadını horlayan din adamları, kadını aşağılayan kocalar, kayınvalideler… Tarlada, bağda, bahçede çalışan, evde anne ve eş olarak hizmet eden kadının çalışan insanlar gibi 08.00 „de başlayıp akşam 17.00‟de biten sekiz saatlik bir mesaisi yoktu. Kadın resmen köle gibi kullanılıyordu. Devlet, kadın haklarını görmezden geliyor, kadının haklarını koruyacak yasalar çıkarılmış olsa da hâlâ yetersiz olduğunu düşünüyordu. Üstelik kadın engelli olunca… İslam dünyasında kadın gülemez! Kadın dişiliğini kocasına gösterecek, çocuk doğuracak, ev işleriyle uğraşacak, tarlada ve bahçede çalışacak. Kadına gülmek yasak! Kadın ağlamak, itilmek ve kakılmak için yaratılmış! Ama bu kadın bilinen bu gerçekleri ters yüz edercesine, kendini âlim sıfatıyla adlandırıp kadınların aşağılanmasına neden olan din adamlarının, maçoların, insan kılığına bürünmüş erkeklerin yüzüne tükürürcesine ve onların kafasına o tahta bacağıyla vururcasına gülümsüyordu. Evet, yüzünde hayatın derin acıları olmasına rağmen yüzü gülügülüyordu. Bu şartlar altında bile yüzünün gülmesi Türk kadınının ne kadar güçlü olduğunu göstermeye yetiyordu. Yüzündeki tebessüm, onun gücüne güç katıyordu." "Hayatta her şey para değildir. İnsanın insana muhtaç olduğu öyle anlar vardır, o anın gününü, saatini kimse bilemez. Böyle bir ana denk gelen tesadüfleri kimse umursamaz, düşünmez. Gülçin, böyle bir ana denk gelmişti! Kim bilir engelli bu kadından öğreneceği çok şey vardı belki. Hayat dersini hiçbir okul vermiyordu. Bu kadın, Gülçin‟in yaşamında hiç tecrübe edinmediği, belki hiç duymadığı, bilmediği, belki umursamayarak geçtiği şeyleri öğretecekti! Ona bakarken, asıl özrün sahip olduklarının değerini bilememek, olduğunu düşündü. Nedense insanların fiziki sakatlıkları hemen dikkatimizi çeker. Mesela topallayan bir bacağı asla gözden kaçırmayız ancak topallayan yürekleri de asla fark etmeyiz!" “Elimizdeki güzelliklerle zenginlikleri fark edemediğimiz için mutluluğu uzaklarda arıyoruz. Hâlbuki mutluluk çok yakınımızda.” "Her sevenin, sevdiğine ışık olması gerekir.” Beşinci öykü Alışveriş Hastalığı. Canan sürekli tüketime alışmış biri. Artık bu dürtüsü ile her zaman alışveriş yapar hale geliyor. Ucuz olan ne varsa almaya başlıyor. Onun hikayesini okuyoruz. Altıncı öykü Aşkı Arayan Kız. İlknur İzmirli güzel bir kız. Üniversiteyi Istanbul'daki bir okulu kazanınca hep beraber istanbul'a taşınırlar. Bir gün karşısına Ömer çıkar ve onun hayatı bir anda değişir.
Kadının Adı VarBengül Dedeoğlu · Pergole Yayınları · 201612 okunma
·
63 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.