fulden ufacık
mesaj-gonder
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
TAKİP ET
fulden ufacık
@fuldenufacik
v3_profil_bos
1019 okur puanı
gecmis
04 Ara 2016 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
156 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Kitap, bir tabutun İstanbul Boğazı'nda süzülmesi ile başlayarak bizleri de hikayenin içerisinde doğru savuruyor. Bu savuruluş ile kimi yerde düşüneceğiniz kimi yerde de sinirleneceğiniz bölümler ile karşılaşacaksınız kitapta. Aşiyan Mezarlığı'nda bir çello kutusunda bulunan bebeğin haberi ile olayların gidişatı ve görüntüsü değişiyor. Tıpkı Leyla'nın bir anda ortaya çıkması gibi... Leyla, bir gece Kostik'in kapısını vurduğunda her şey olduğu gibi ilerliyordu. O kapı vuruldu ve Leyla yuvarlanarak bir anda içeri girdiğinde Kostik'in ve arkadaşlarının da hayatı Boğaz'ın suları gibi dalgalanacaktır. "Çellonun hem bu kadar güçlü hem de bu kadar hüzünlü bir sese sahip olması şaşırttı Kostik'i. Naif yürekli bir devi dinler gibiydi; incecik, berrak bir su gibi çağıldıyordu notalar." Kostik, Zehir ve Cinli birbirlerini seven üç arkadaş. Katil ve belalı olmalarının yanında kendilerince haklı sebepleri var. Dünya'yı kötülerden temizlemek için kötülerin öldürülmesi gerektiğini düşünüyorlar. Peki dünyadaki her kötü kişiden böyle mi kurtulunur? Leyla'nın gelişi ile bazı sırlar saklandığı yerden çıkacak ve çıktıkları anda büyük bir ses getirecektir. Yazarın toplum ve bireye karşı yapmak istediği eleştiriyi kurgusu ile bütünlemesini sevdim ben. Özellike toplumun bir kişiyi isterse kahraman isterse de suçlu olarak görebileceği yazmış olduğu eser ile okuyucuya çok iyi bir şekilde göstermiş. Özellikle televizyonda bir kişinin kendisini insanlara nasıl sunduğunu ancak gerçeklerin çok farklı olduğunu en keskin biçimde kurgusuna aktarmış yazar. Beni etkileyen en önemli kısım bu bölümlerdi. Aynı şehirde yaşayan ancak hayatın farklı yönlerini gören Kostik ve Leyla, kaderin onları bir araya getirmesi ile yaşama olan bakış açıları da değişecek. Dünkü yaşamın eskide kaldığını ve bir olayın bütün bir yaşamı şekillendirdiğini Leyla'nın yaşadıkları ile tekrardan hatırladım. Yazar, karanlık imgesini yaşılan olaylar üzerinde karakterde bıraktığı hissi eserinde nakış gibi işlemiştir. Özellikle İstanbul'un gecesi ile gündüzü arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koymuş. Eğer sizi içine çekecek bir eser okumak istiyorsanız bu kitaba bakabilirsiniz.
kamera
Bıçak Islığı
yildiz
8.8/10 · 11 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
64 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Kitabın ana konusu, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından 2000 yılında Oskar Pfisfer Ödülü'ne layık görülen Irvin D. Yalom'un ödül alırken yaptığı konuşmadır. Ancak bu konuşmada bana göre sıradan bir konuşma değildir. Yalom, üzerinde çalıştığı Varoluşsal Psikoterapi Yaklaşımı'nın insanlar üzerindeki din ile ilgili algısını ve bazı benzerliklerinden bahsediyor konuşmasında. Bana göre kitabı ilginç kılan en önemli unsur, Yalom'un ateist olması. "Varoluşsal psikoterapi yaklaşımına göre bizi rahatsız eden içsel çatışmalar yalnızca bastırılmış içgüdüsel çabalarımızla, içselleştirdiğimiz önemli yetişkinlerle veya unutulmuş travmatik anı parçalarıyla mücadelemizden değil, aynı zamanda varoluşun "getirileri"ile yüzleşmemizden kaynaklanır. Peki varoluşun bu "getirileri" nelerdir? Hayatın gündelik endişelerini filtrelemeye veya "parantez içine almayı" başarabilir ve dünyadaki durumumuzu derinlemesine düşünürsek kaçınılmaz bir şekilde varoluşun derin yapılarına ulaşırız (bunlar, teolog Paul Tillich'in faydalı tanımlamasıyla iade edecek olursak "nihai kaygılar"dır)" Yalom'a göre bu nihai kaygılardan dördü psikoterapi ile ilgilidir: Ölüm, soyutlanma, hayatın anlamı ve özgürlük. Bu dört kaygıyı aynı zamanda din de en ince ayrıntısına kadar incelemektedir. Yaşamdan sonraya inanma, hayattaki varoluşun sorgulanması, bir kişinin kendini mutsuz hissetmesi ve bağlanma... Din ile psikiyatri arasındaki en büyük benzerlik bağlanma. Bir kişinin bir dine inanması ile bir hastanın terapistine inanması ile oluşan o çözülmesi zor düğüm... Herhangi bir kötü durum veya olay karşısında bir anda çözüme ulaşmak ve kurtulmak isteriz. Yalom'un "...en iyisi insanın kendini yaşam nehrine bırakması ve bu meselenin akıp gitmesine izin vermesidir." cümlesi ise aslında bazı olayları bırakmamız gerektiğini fısıldıyor. Hayatın dolu dolu yaşanması ve Nietzsche'nin dediği gibi kaderimizi sevmek lazım. Yalom'un Buda ve Nietzsche'den etkilendiği de aşikar. Ben kitabı severek okudum. Az sayfalı ancak sindirilerek ve yaşamınızı düşünerek okumanızı isterim.
kamera
Din ve Psikiyatri
kamera
Irvin D. Yalom
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.0/10 · 895 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
234 syf.
·
9/10 puan
Bu tarzdaki kişisel gelişim türündeki kitapların konuyla ilgili uzman kişiler tarafından kaleme alınması okurken bazı durum ve düşüncelerin zihnimde canlanmasını sağlıyor. Tıpkı bu kitap gibi.. Yazarın uzman klinik psikologu olması sayesinde anlatılmak istenen ana fikir okuyucunun kalbine dokunuyor ve kendi yaşamını sorgulamaya başlıyor. Kitap, roman olarak yazılsa da aslında birçok konu hakkında bilgi içeriyor. Bu bilgilerin roman ile bütünleşerek bir ahenk oluşturması kitabı zevkle okumamı sağladı. "Kendinin farkına varmış, kendi duygu ve düşüncelerini düzenlemeyi öğrenmiş bir yetişkin davranışlarını yönetebilir." Hayattan zevk almayan, içinde bir boşluk hisseden ve kendini kalabalıkların içerisinde yalnız kaldığını düşünen Özüm, bu durumdan nasıl kurtulacağını öğrenmek için psikologa gitmeye karar verir. İlk başta umduğumunu bulamasa da aslında yapması gerekenin kendi içine yani özüne dönmek olduğunu anlayacaktı. "İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir." Tolstoy Özüm'ün de ruhen uyandırılmaya ihtiyacı vardı. Uyandırılma işini kendisinden başkası yapamazdı... Ruhunu uyandırırken geçmişi ile yüzleşmesi gerekiyordu. Özellikle duygu ve düşüncelerini ifade ve kontrol etme anlarında kendisini sakince dinlemeliydi. Kaçtığı ve yapmaktan korktuğu şeyleri derinlemesine incelediğinde kendi hayatını ellerinin alması geldiğini anladı. O kendi hayatını yeniden inşa etmeliydi. Ana karakterin kendi yolculuğu okurken yazarın psikoloji ve iletişim konularındaki bilgilerini harmanlamasını çok beğendim. Özellikle anlaşılır bir dil ile kaleme alması sayesinde okuyucuya öğretmek istediği konuları kolaylıkla anladım. Bu konuları bir kişi üzerinden okuyucuya aktarması ana fikrin daha da kalıcı olmasını sağlamış. Bir kişinin kendisinde yapmak istediği değişimi ancak kendi isteği ile yapabileceği, çocukluk dönemini ne kadar önemli olduğunu ve bir kişinin büyüdüğünde bazı şeylerin farkına varıp kontrolü eline almasını Özüm karakteri üzerinden işlemesi hoşuma gitti. "İnsan beyni değirmen taşına benzer, içine yeni bir şey atmazsanız kendi kendini öğütür durur." İbn-i Haldun Bu türde yazılmış kitapları okumaktan hoşlanırsanız bu kitaba bakabilirsiniz.
kamera
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
4.126 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;