·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Mart 2019 00:00 Yazar 2017 yılında Nobel edebiyat ödülünü aldı. 1989 yılında ise ‘Günden Kalanlar’ kitabı ile Man Booker Prize ödülünü almıştı. Yazarın Türkçeye çevrilmiş birçok kitabı var. Hatta ‘Avunamayanlar’ ve ‘Beni Asla Bırakma’ kitapları ise Günden Kalanlar romanına göre daha çok sevilmiş okuyucular tarafından. Tabii tercih sizindir.
Yazar Japon asıllı İngiliz romancıdır. Yani küçükken İngiltere’ye taşınıyorlar ve yazar eserlerini İngilizce yazıyor. Bir Doğulu olmanın kolektif bilinçaltını (veya kültürünü) haliyle romanına ve roman karakterlerine yansıtmıştır. Romancıda en güzel taraf ise büyük yazarlarla özdeşleşmiş olması ve özgün yazım tekniğini geliştirmiş olmasıdır. Onu en çok etkileyen yazarlar arasında; Dostoyevski ve Proust’u sayarken; okuyucular ise yazarın eserlerini Salman Rushdie, Jane Austen, Henry James ve Franz Kafka gibi isimlerle kıyaslıyorlar. Bu kitabını dikkate aldığımda yazarda sırasıyla Proust (zamanda ileri geri salınımlar, kurgu ve akıcılık), Jane Austen (mekanın kuruluşu ve işlenen gündelik konular) ve son olarak Franz Kafka (mekanik sıkıcılık ve absürtlükleri) etkileri görmek mümkündür. Fakat kesinlikle içinde Dostoyevski etkisi yoktur. Benzer bir şeyler var ama o Dostoyevski değil, daha çok doğu kültürünün romana sızmasıdır.
Günden Kalanlar’da (Remains of the Day) başkarakter olarak bir baş uşak vardır. Bu uşağın işini çok iyi yerine getirmek için sarf ettiği çabaya tanık oluyoruz. Böylece karşımıza gündelik hayatın içine sıkışmış ve var olamayan bir karakter çıkıyor. Karakterin var olamadığına dair bir başka gösterge onun sürekli zamanda geriye giderek anılarını bize anlatması şeklinde oluyor. Tüm bunlara rağmen akıcılık asla sekteye uğramıyor, eser akıp gidiyor. Hem bir uşağın hayatı neye benzerdi, hem de tarihe farklı bir pencereden bakmak açısından kitap hoşuma gitti. Fakat edebi ve sanatsal lezzette olmadığını ne yazık ki ifade etmek zorundayım. Ayrıca çizilen karakterlerin baş uşak da buna dahil, psikolojik bir derinlikte olmadığını da söylemek zorundayım. Roman kahramanları derinlikli olmadığından dolayı Dostoyevski’nin yazar üstündeki olası etkisinden haliyle bahsedemiyoruz.
Baş uşak karakterinin analizi şu şekilde durmaktadır: Geçmişinde bir yerlerde içe yansıttığı anne-babasının (buna sağlıksız süper ego diyebiliriz), ve kabul edilmemiş bir çocuk olarak (romanda bununla ilgili de bilgi yok), spontan da olamadığından dolayı kasıntı ve gerçeğe temas edemeyen, gerçekçiliği olmayan, duygusuz sahte benlikte bir karakter çıkar karşımıza.
Keyifli okumalar…
Sanat ve edebiyatla kalın.