Ben bir insandım
9/10
·160 syf.··
2019 59. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2019 16:43
Zülfü Livaneli ile Serenad kitabıyla tanışmıştım kitabı bitirdikten sonra yazarın diğer kitaplarını okumaya karar verdim Huzursuzluk kitabı onlardan biri oldu ve ismini bildiğim daha önce hiç gitmediğim Mardinde adete bir serüven yaşadım . İbrahim gazetecidir. Çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberi üzerine yaşadığı İstanbul’un o keşmekeş kalabalığından sıyrılıp Mardin’e doğup büyüdüğü topraklara gider. Niyeti arkadaşının ölümünü araştırmaktır. Hüseyin’in büyük bir tutkuyla sevdalandığı yezidi (ezidi) kızı Meleknaz’ın peşine düşer. İçine düştüğü girdap tüm gizemiyle onu diplere doğru çekerken diğer taraftan da bir Ortadoğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalır. IŞID zulmü… İbrahim’e bu konuda ilk anlatı arkadaşı Mehmet’in babası Fuat amcadan gelir. Bu bölüm için, kitabın en can alıcı kısımlarından biri diye bilirim; (Alıntı) “Harese nedir bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Develer çölde üç hafta aç susuz yemeden içmeden yol alabilirler. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparıp çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kan tadı ile dikenin tadı devenin çok hoşuna gider. Yedikçe kanar, kanadıkça yer. Eğer engel olunmazsa deve kan kaybından ölür. Bunun adı haresedir. Bütün Ortadoğu’nun adeti budur oğlum. Tarih boyunca birbirlerini öldürür ama kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kan tadından sarhoş olur.” Livaneli, bu romanında orta doğunun en insafsız yüzünü, savaşı, yoksulluğu, vatansızlığı, açlığı, ölümü, bir paket sigaraya satılan Ezidi kızlarını, ölümden beter kaçışları anlatıyor. Kendi kanına doymayan doğunun haresesini, batının tükenmek bilmeyen ırkçılık hareketleriyle, acının ve kanın kaderini birleştiriyor, IŞID saldırısından yaralanarak kurtulan Hüseyin, gittiği Amerika da ırkçıların saldırısıyla ölüyor. Kan akıtmakta doğudaki harese ne ise batıdaki ırkçılıkta aynı. İnsan hayatı ve insana verilen değer söz konusu olduğunda hangisi daha masum sayılır ki. İbrahim, yıllar sonra döndüğü bu Mezopotamya şehrinde çocukluğunun nostaljisini yaşarken diğer taraftan da Meleknaz’ı aramaya devam ediyor. Bir kez olsun görebilme isteği… Sesini duyma, bir kez olsun gözlerine bakabilmek, onunla konuşabilmek için içindeki karşı koyamadığı isteğe engel olamıyor. Zihninde ise meleknaz hakkında duydukları… Orta doğunun o binlerce yıllık destansı aşk masallarında kendini çöllere dağlara vurmuş bağrı yanık aşıklarını düşününce acaba orta doğunun aşkları da harese mi diye kendime sormadan edemiyorum. Okurken, Hüseyin’in, Meleknaz’ın Zilan’ın ve daha nicelerinin hikayesine tanık oluyorsunuz. Her biri yürek dağlayan hikayeler olsa da Livaneli, her zaman ki dingin ve uysal anlatımıyla bir sayfadan diğerine geçiriyor bizi. Derken merhametin ne olduğunu yeniden sorgulamaya başlıyorsunuz. İşte tam da bu noktada zihinlere yerleşmiş tanımları yerle bir ediyor, yazar.… Doğunun haresesi ve görmezden gelinen gerçekleri ile yüzleşirken merhametin en sert ve huzursuz eden yüzü ile karşılaşıyorsunuz. Uslubunu asla bozmadan yapıyor bunu Livaneli, Kitabı bitirip kapattığınızda içinizde Meleknaz’la bir kez olsun karşılaşabilme ve o çekik kara gözlerine bakma isteği uyanıyor. Tabi, merhametten asla söz etmeden. Kitabı herkese tavsiye ediyor şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,7bin okunma
·
22 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.