·340 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Haziran 2019 22:08 İnsan nefsini, ruhunu, özünü kısacası modern hayatta saklamayı oldukça başarılı şekilde yaptığımız kısmı tüm çıplaklığıyla, korkutucu, düşündürücü, mide bulandırıcı, sorgulayıcı şekilde ele almış Saramango. Bu duygu ve düşünceler sadece okurda değil romandaki karakterlerde de açıkça görülüyor.
Post apokaliptik bir senaryoyu çok romanda okuyup çok filmde izlemişizdir ancak hiçbiri insanın en muhtaç olduğu görme duyusunu yitirmesi sonucu ortaya çıkan acizliği ve kaosu hissettirememiştir kanımca. Zaten insanlığın özünü anlatabilmesi için insanlığın bel bağladığı en önemli şeylerden birinin elinden alınması gerekirdi, görme duyusu bu iş için cuk diye oturmuş.
Yazının devamı hikaye hakkında bilgi içerecektir.
Benim yorumum, yazar, körlüğün zaten insanların hepsinde olduğunu ancak bunun farkına varabilmeleri için hepsinin geçici süre de olsa "gerçekten" kör olmaları gerektiğini anlatmaya çalışmış. Doktorun karısının istisna olması bu durumla uyuşuyor çünkü doktorun karısı hikaye boyunca çok ekstrem durumlarla karşı karşıya kalmasına rağmen akıl sağlığını muhafaza edip, gerektiğinde umursamamayı ve görmezden gelmeyi başarıyor. Yani, doktorun karısının kör dünya içinde en gören kişi olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden somut olarak görme yetisini kaybetmesine gerek kalmadı.
Kitapta kimsenin adının olmaması çok ilgimi çekti. Bu seçimin neden yapılmış olabileceğini çok düşündüm. Bence Saramango, bu seçimi ruha sahip canlıların özünde birbirine çok benzeyen yaratıklar olduğunu vurgulamak için yapmış. Dikkat ettiyseniz kişiler için tüm betimlemeler somut yapılıyor. Aşırı duygusal adam gibi bir deyiş yerine gözü siyah bantlı yaşlı adam gibi.
Bu kitapta üzerine düşünülmesi gereken çok konu var. Gözden kaçırmış olduğum çok detay olduğunu da sanıyorum. Bu kitap mutlaka tekrar okunmalı. O gün geldiğinde tekrar görüşmek üzere..