Gönderi

Puan vermedi·176 syf.··
2019 43. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2019 09:42
Roman olarak tasarlamış bir oyun, oyun olarak tasarlanmış bir roman: Düş Düşe Uğultular İki bölümden oluşan romanda ilk bölümü tiyatro oyunu olarak ‘Uğultular’ oluşturuyor. Burada Fikret Temizöz’ün roman yazma eylemini, Şeyda’ya olan sevgisini okuruz. Tiyatroda sahneye koyulan oyun aslında okumakta olduğunuz romanın ta kendisi. Buna üstkurmaca tekniği deniliyor. Romanda roman yazma eyleminin gerçekleşmesi, yani romana bir yazarın nasıl yazdığının konu olması. Romanda geçen “yazarken roman, yaşarken oyun” ifadesi romanın yazılma amacını okuyucuya vermek istediği mesajı ifade ediyor diyebiliriz. Bu anlamda hem yazarın romanı, hem oynayanın romanı Düş Düşe Uğultular. İkinci bölüm Düş Düşe. Burada da Fikret Temizöz’un oğlu Tolgay’ın bir arayışı söz konusu, o da babasını arıyor. Elindeki yol haritası ise babasının yazdığı Uğultular metni. Okuduğu metnin peşine düşen Tolgay, Umberto Eco’nun sözünü ettiği ampirik okuru hatırlattı bana. Babasının yazdığı Uğultular metni Tolgay için bir yol haritasıdır ve bunun gerçekliğinin peşine düşerek K. Maraş’tan Amasya şehrine gelir. Romanda geçen: “Kendimi kurguya inandırmışım, bu geçiyor aklımdan. İnanmasam burada işim ne?” (s. 139.) ifadesi de ampirik okur izlenimini desteklemekte. Kurguda yer alan öykü ve şiir türleriyle, söz oyunlarıyla deneysel yönü olan bir roman. Bu deneysellik hem yapılanışında bir harekete, hem de zengin bir anlatıma imkân sağlıyor. Kullanılan dil, duyguların aktarımında çok etkileyiciydi. Bazı paragraflar, hatta sayfalar şiir gibiydi. İçinde yer alan rüyalar çok güzeldi. Özellikle Rüya 1’in devam etmesini çok isterdim. Bununla birlikte kitapta pek çok metine ve yazara gönderme yapılıyor. Satırlarda Hasan Ali Toptaş, Marquez, Borges... gibi yazarlara rastlamak güzeldi. Tiyatro oyununda güldüren diyaloglar mevcuttu. Seyirciler de yer yer sesini çıkartır bu romanda. “oyun diye geldik adam düpedüz roman yazıyor” diye sesler yükselir. Bu anlamda biraz da okuyucunun aklından geçenleri dile getiriyor diyebiliriz. Buradan yola çıkarak metindeki seyircinin yerini gerçekte kitabı elinde tutan okur oluyor. Romanın içindekiler bir oyun, elimizde tuttuğumuz kitap ise tiyatro sahnesi oluyor. Oyun olarak ortaya koyulan bir romanda okuyucular da bu oyunun bir parçası oluyor. Postmodern metinlerin amaçladığı da budur; okuyucuyu kurguya dahil etmek. Romandaki isimler de sembolik olarak kurguya hizmet ediyor. Fikret Temizöz, Şeyda, Tolgay. Tolgay isminin anlamı kitabın sonunda zihnimdeki boşluğu kapattı. Fikret, fikr’den türetilmiş bir kelime. Fikir, düşünce, “zihin tasavvuru” demek. Romanda varoluş sancısı çeken, düşünceli bir karakter Fikret Temizöz. Fikret ve Şeyda’nın arketip olarak bana Ferhat ile Şirin’i çağrıştırması aşırı yorum olur mu bilemiyorum. Romana Amasya şehrinin konu olması, âşık- mâşuk ilişkisi, isimlerinin baş harflerinin “F/Ş” olması bana bunu düşündürttü. Rahatça diyebilirim ki, yaratıcı kurgusuyla, şiir gibi diliyle bu kitap bu sene en sevdiğim kitaplar arasına girdi. Edebiyatın değerini bilen, farklı bir kurgu okumak isteyen okurlara tavsiyemdir. Aşağıya hoşuma giden alıntılardan birkaçını ekliyorum. ‍️ “Her oyun bir gün biter, biliyorum. Oyuncular yorulur, belki oyun tutmaz, belki de oyun bitmek üzere kurgulanmış ve yazılmıştır. Ama bir şeyi daha biliyor ve hissediyorum, oyun bitse de bize hissettirdikleri hep yanı başımızda olacak, içimizde yorgun bir ırmak gibi akıp başka bir bağlamla yeniden can bulup coşkun bir ırmağa karışacak ve biz o gün geldiğinde oyunu değil belki ama oyunun bizde bıraktıklarını çağlayacağız.” s. 35. “Bir düştü bu. Bir düşü gerçek bir düşten ayıran ince bir çeperdi şimdi gece. Belki de gece, gündüzün ardı değildi de gündüzü sarıp sarmalayan ince şeridin gölgesiydi. Bu gölgenin her kıvrımına yine gerçek dediğimiz gündüzden yansımalar sıralanmış ve bizi avutmaya devam ediyordu.” s. 87 "Kelimeler köprü değildi mesela üzerlerinden geçip birbirimize ulaşamıyorduk: Kelimeler, anlaşma aracı değildi sonra; çünkü bütün kelimeler artık zihinlerimizde farklı imgeler uyandırıyordu. Bende sevgiyse, onda cesaret; bende merhametse onda yanılgı; bende tez canlılıksa onda sabırdı. Buradan bakınca kelimeler bir ev olmaktan çıkmıştı bizim için. Hatta kelimeler evden çıkmanın, belki kaçmanın yol başçısı olmuş ve bizi kendi yalnızlığımızdan alıp birbirimizin uzağına atıvemişti."... s. 113
Edebiyat
Düş Düşe Uğultularİbrahim Aslaner · İz Yayıncılık · 201825 okunma
··
73 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.