Gönderi

10/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2020 26. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2020 14:08
Theodore Finch. Violet Markey'nin sevdiği çocuk. "Birini sevmek ama ona yardım edememek çok korkunç bir his olsa gerek. Aslında bunun nasıl bir his olduğunu çok iyi biliyordum." Theodore Finch ve Violet Markey iki farklı hayata sahip olmalarına rağmen aynı gün, aynı dakikalarda, aynı çan kulesinde birbirlerini tanımadan intiharın eşiğindeyken tanışan iki genç. Finch’in Violet’ı intihardan kurtarmasıyla tanışıyorlar ama okuldaki herkes aslında Violet’ın Finch’i kurtardığını düşünüyor. Çünkü Finch’in okuldaki şöhreti ‘ucube’ etiketiyle mühürlenmiş ve Violet da iyi bir aileye sahip olan, başarılı, güzel bir ponpon kız. Ama onun da o çan kulesinin tepesine çıkma sebebi geçen Nisan ayında kendisinden bir yaş büyük olan ablası Eleanor’u kaybetmesiydi. Kitabı ilk satın aldığım günü hatırlıyorum. Çok heyecanlıydım ve okuyacağım sıradaki kitabın bu olduğunu paylaştığımda birkaç kişiden kitabın çok güzel olduğuna dair övgüler alınca hem merakım hem de heyecanım kabardı. Nedense içimi kıpır kıpır edecek bir hikâyeyle karşılaşmayı umuyordum çünkü kapağı, adı umut vericiydi. Her ne kadar köşedeki “Yaşamayı, ölmek isteyen bir çocuktan öğrenen kızın hikâyesi” kısmı gözümden kaçmasa da. Öncelikle ilk kez Jennifer Niven’ı okuyorum ve kalemini çok beğendiğimi söylemeliyim. Akıcıydı, duruydu. Özellikle son kırk sayfanın nasıl geçtiğini pek anlamadım gözlerim biraz buğuluydu. Üstelik güzel alıntılar yapmış, cümlelerin bazılarını sonradan karşımıza çıkan anlamlı düğümler haline getirmişti. Finch’in sık sık değişen ruh halini, Violet için kendini iyileştirmeye çalışmasını, öfkesine hakim olmak için kendini sıktığı yerleri okurken hissedebilmiş olmak beni çok etkiledi. Finch’i camlarına gagasına vurup duran o kuşa benzetiyorum, bence okuyan herkes böyle düşünüyordur ve Finch de, Mavi Delik’e giderken en başından beri sonunun -ya da önceden sonu belirlenmiş sonsuzluğunun- bu olduğunu biliyordu. ‘Derin’ bir karakterdi. Violet ise bambaşkaydı. Sadece ablası olarak değil de aynı zamanda dostu olarak gördüğü Eleanor’u kaybettiğinden beri içten içe değiştiğini, fark etmese bile büyüdüğünü okumak yüreğimi burktu. Belirli bir yaşa kadar ablasıyla büyümüştü ama bundan sonrasında onun olmayacağını, yokluğunu bile yaşatmaya korkan ailesinin arasında kabullenmeye çalışıyordu ve bu düşünceleri anlatırken benim boğazım yer yer düğümlendi. Etrafındaki her şeye Finch gibi ölmek isteyen biri sayesinde daha anlamlı bakmaya başlamıştı. Proje için gezilere çıktıklarında kendilerinden bir şeyler bırakıp geri dönmeleri kitap boyunca en güzel işlenmiş detaylardan birisiydi çünkü Jennifer Niven bize bunu kitabın sonunda; insanlardan aldıklarımızın değil, insanların geride bıraktıklarının elimizde kalacağını göstermişti. Finch’in gözleri gibi Mavi Delik’te, yani tek bir renkte rengârenk oluşu Violet’ın içinde onu her hatırladığında binlerce kudret yükseltmeye devam edecek. Kitap benim için çok etkileyiciydi. Son kırk sayfayı ağlayarak okuduğumu itilraf etmem gerekiyor. Muhtemel sona yaklaştığımda bile ben de Violet gibi kabullenmek istemedim bir ara. Okuduğum ve beni etkilediğini düşündüğüm onca genç kurgu romanı arasında karar vermekte erkenci davranmışım, Hayatın Kıyısında bana bunu kanıtlamış oldu. Alıntılanacak onlarca satırı, sayfası vardı. Duygular gerçekti. Finch’in karanlığından korktuğu için gardırobuna sığınması, sonunda Violet’ın elinde üç kağıt parçasıyla hüngür hüngür ağlaması bunun sadece en küçük örneğiydi. Klişe bir kitap gibi gelebilir, belki öyledir de ama her klişe etkileyiciliğini yitirir diye bir şey yokmuş. Tavsiye ederim.
Hayatın KıyısındaJennifer Niven · Pegasus Yayınları · 20203,094 okunma
·
29 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.