Temmuz Ayı Hikaye Etkinliği için yazılmıştır. (01-31 Temmuz 2019)

Anekdot

Kemal fatura ödemek için PTT şubesine gitti. Gişe önündeydi memure hanıma 200 TL uzattı. Kadın işkolik birine benziyordu, ''Para üstünüz işte,'' dedi önüne sürdüğü para üstünü işaret ederek, ''ne bekliyorsunuz gidebilirsiniz.'' 58.90 alıp 141,10 ödemesi gerekiyordu, 100 lira eksik ödemede bulunmuştu. ''200 lira verdim, eksik para üstü ödemesinde bulundunuz.'' dedi kemal, memure tereddüt etti, ''Emin misiniz?'' diye sordu. Gülerek ''Eminim,'' dedi kemal, ''mavi bir yüzlük vermedim.'' ''Tamam, öyleyse alın.'' dedi. Hayatta dalgınlıkla emin olmadığınızda küçük hatalar, kötü sonuçlar doğurabilirdi. Bu yüzden hep uyanık olmak gerekiyordu. Belki uyanık kalmanın yolu bir dizi sorgulama yapmaktan geçiyordu.

Örneğin ölümün biz ölümlülerin kısacık hayat parçacıkları üstünde oynadığı rolü ele alarak düşünelim. Ölüm, hayatı ıskalamanın bir çeşidi miydi? Peki, öyleyse ıskalanan şey neydi? Iskalanan şey, (farkına varmadığımız) hayatı daha anlamlı kılan bir şey olabilir miydi? Bununla birlikte her daim gülen yüzler yok muydu? - Gerçekten mutlu olduklarından mı böyleydiler- sorunsuzca ıskaladıkları için mi? Eğer öyleyseler, yaşamaya değer anlam kapılarını aralamadan gerçekten mutlu sayılabilirler miydi? Yahut tatminsiz huzursuzluğun cenderesinden sıyrılmış sayılabilirler miydi? Iskalamak yüzeysel, geçici arzuların peşinden koşturmakla bağlantılıydı değil mi? Buna, ufak çaplı değişimlerin eşlik ettiği zamanla her şeyi değiştirdiği kalıcı bir mutsuzluk hali eşlik ediyor olmaz mıydı? Tersine, kalıcılığı olan anlamlı bir şey üretmek ise anlam kapılarını zorlamak demekti değil mi? Eğer öyleyse kişisel dönüşüm ruhsal bir olgunluk sağlamanın yanında bireyi diğerlerine göre belki kendine yeten bir psikolojik rahatlama hissinin vuku bulması olmalıydı.

Var olmak ve yok olmak ikisi keskin çizgilerle birbirinden ayrılıyor: Doğum ve ölüm gibi. Friedrich Nietzsche ne demişti: ‘Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır.’ Kesin. Sonlu bir evrende yaşıyor olmamıza rağmen, yaşamda ölüm karşısında kesindir değil mi? Lawrence Krauss’un, Hiç Yoktan Bir Evren kitabında geçen ‘Neden hiçbir şey olmayacağına bir şey var?' sorusu kadar. Fakat bazen ikisinin de - yaşam ve ölüm - bir arada var olabildiği durumlar yok mudur? Kuşkusuz. Kuşkusuz kaynağını esasen doğada bulduğumuz yok oluş ve varoluş arasındaki mücadelenin edebiyatta da karşılıkları vardır. Örneğin Ivan Sergeyeviç Turgenyev’ın, ‘Babalar ve Oğullar’ı böyle bir kitaptır. İki farklı kuşak arasındaki çelişmeyi, görüş ayrılığını ve mücadelesini anlatır.