José Mauro De Vasconcelos- Şeker Portakalı
10/10
·184 syf.··
2019 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2019 23:35
Merhaba! Kitapta yer alan bazı olay ve cümlelere yer verdiğim için hiç okumamış birisinin keyfini kaçırmak istemem. Baştan bunu belirtmek isterim. Hani bazı kitaplar vardır,sırf okuma yetisine sahip olduğumuz için okuruz,sözcükler akar gider. Bazı kitaplarda ise sanki görünmez bir el kitabın içerisinden çıkar,sizi çekip alır ve içine girersiniz. İşte Şeker Portakalı da bu ikinci gruba ait bir kitap. Kitabın kahramanı gerçek yaşı 5,yalancı yaşı 6 olan(kitap içerisinde sebebi anlaşılmaktadır) Zezé adlı bir çocuktur. Fakat yazar öyle bir dil kullanmıştır ki, içinde çocukluğuna dair kırıntı dahi kalan herkes kendisini Zezé yerine koyup sanki kendisi yaşıyormuş gibi o çocukluk duygularını hissedebilir. Bir çoğumuzun bu kitabı çocukluk yıllarında okumuş olduğuna eminim. Bir çok fırsat geçmesine rağmen ben bunu yapamadım. Nedendir bilmem,herkesin sevdiği,yaptığı,okuduğu şeyleri denemekten uzunca bir süre kaçınıyorum. Hatta çekiniyorum diyebilirim. Bu yüzden Şeker Portakalı’nı okumak 20li yaşlarımı buldu. Fakat bundan dolayı utanç duymuyor,aksine gurur duyuyorum. Çünkü insanın algısı her yaşta daha farklı oluyor. Bunu bildiğim için de birçok kitabı yıllar sonra yeniden okumak ve daha farklı algılamak için can atıyorum. Başlıca karaterler: Çok haylaz bir çocuk olan Zezé’miz ,abisi Totoca, onu kollayan ablası Glória, hayal dünyasını genişlettiği küçük erkek kardeşi Kral Luís, arada harçlık veren ve ona bildiklerini anlatan Edmundo Dayı, biricik gerçek dostu Manuel Valadares(Portuga) ve kitabın isim kahramanı şeker portakalı fidanı Minguinho(Zezé ‘nin keyifli anlarında verdiği isimle Xururuca)dur. Zezé yoksul bir ailede yaşar ve bunun acısını her an hisseder. Çok zeki bir çocuk olduğu ve okumayı erken öğrendiği için yaşıtlarından önce okula gider.Herkesin mahallede bir terslik varsa mutlaka onu suçladıkları çocuk okulda öyle uslu ve başarılı olur ki öğretmenine her gün çiçek götüren,insanlara daha saygılı davranmayı öğrenen dev yürekli birine dönüşür ve her zaman kendinden daha yoksul ve zor durumda kalan insanlara yardım etmeyi ister. 5 yaşında olduğuna bakmayın aslında onun yüreği hepimizden büyüktür.İşsiz kalan babasının geçirdiği buhran hali,annesinin iş yerinde gece vardiyasına dahi kalması ve evin tek geçim kaynağı olması,ablalarının hem genç kızlık hem annecilik oynamasına sebep olmuştur. Zezé öyle akıllı bir çocuktur ki bazen onlardan kurtulmak ister bazen de Totoca’nın ayakkabı boya sandığını alıp günlerce çalışmak ve ailesine destek olabilmek ister.Yaşanan sıkıntılar sebebiyle yeni bir eve taşınan aile de herkes bahçeden kendisine bir ağaç seçer,Zezé ise ona güzel bir ağaç kalmadığını düşünür ve üzülür.İşte tam o anda Minguinho ile tanışır. Kimse duymaz ve bilmez belki ama Zezé’nin ilk dostu olur. Onunla sohbet eder,oyunlar oynar,güler,eğlenir,dertleşir bazen de ağlar.Zezé ne anlatsa ona cevap verir,hatta bazen eleştirir.Tıpkı gerçek bir dostun yapması gerektiği gibi. (Sanırım burada şahsen kitaba ismini veren şeker portakalı fidanının kitapta daha ağır basmasını,daha çok sayfada yer almasını dilerdim.) Belki yaşanan sıkıntılar,belki de aile kültürü sebepleriyle ailede haylaz çocuğa dayak atma alışkanlığı,ne yazıkki bu kitapta da yer alıyor. Ben ailemden hiç dayak yemedim,hatta nasıl hissettirdiğini bile bilmiyorum fakat her ne olursa olsun bir çocuk hastalanıp yatağa düşürülecek kadar dövülmeyi hak eder mi? ASLA. Maalesef yüreği kendisinden büyük kahramanımız,yaptığı her haylazlıkta dayak yer. Kitabı okurken eminim ki herkes onun vücudundaki acıyı hissetmiş,sanki kendisine vuruluyormuş gibi düşünmüştür. Bu sebeple çoğu sayfada gözlerimin dolduğunu,kendi kendime kitaba kızdığımı ve ben böyle yapmayacağım işte dediğimi söyleyebilirim. Belki de beni bu denli üzen şey bir kitap kahramanına dayak atılmasından çok gerçek hayatta da aynı şeylerin yaşandığını bilmektir. Bir çocuğunun umudunu kırmak ona yapılabilecek en kötü şeydir. Bunu Zezé ‘nin hevesle yapmaya çalıştığı ve diğer herkesinkinden daha güzel ve büyük olmasını istediği balonunu yemeğe vaktinde gelmediği için parçalayan ablası sayesinde bir kez daha anlıyoruz. Orada hangimiz üzülmedik? Hangimiz elimizden gelse de balonu tekrar yapabilsek demedik ki? İşte bu yüzden küçüğümüz ailesinden göremediği sevgiyi bir fidanda veyahut yabancı insanlarda bulmak ister. Bir gün kötü bir olay ile tanıştığı hatta ondan bizzat şaplak yediği,çocukça bir istekle ileride onu öldürme arzusu duyduğu Portuga ile tanışır. Portekizli adam öyle mükemmel gelir ki Zezé’ye elinde olsa onun çocuğu olabilmek,bir ömür onunla yaşayabilmek ister. Zezé’nin masumiyetini,zekasını,yoksulluğunu ve gururunu gören Portuga onu arabasıyla gezintiye çıkarır,sinemaya götürür, piknik yaptırır ve mutlu olmasını sağlar. Asla unutulmayacak dostluk böylece doğmuştur ve ölüm bile bu dostluğu kalplerden silemeyecektir. İncelemeden çok özet kıvamında olan bu yazımda beni etkileyen şeylere değinmeye çalıştım. Hayatında bir kez olsun yoksulluk gören veya yoksulu anlayabilen,çocukken hayal ettiği şeylerin bir çoğunun aslında asla gerçekleşmeyeceğini öğrenen, ve ruhu hala çocuk kalabilenler için mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. "Hiçbir zaman okumak için geç kalmış sayılmayız.Sizi asla yüzüstü bırakmayacak olan kitapların dünyasına yeter ki girmek isteyin." Sevgilerimle.
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2025275,6bin okunma
·
13 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.