İçeriği bu kadar dolu gözüküpte; gerçeklikten bu kadar uzak, çelişkilerle dolu, akıl verip çözüm üretmeyen, özgürlük diyerek ütopya sunan bir kitap daha okumadım. Elbette toplum baskısından, dogmatik düşüncelerden, bize dikte edilmeye çalışılan şeylerin farkında olmalıyız, ideolojilere saplı kalmamalıyız, kendimizi yetiştirip bir birey olmalıyız. Bunlar zaten yeterince klişeleşmiş şeyler. Ancak yaşamın idamesi için gerekli olan şeyleri yok sayarak; toplumsal hayatı, hukuku, düzeni sanki insanın sadece yaratıcılığı engelleyen, özgürlüğünü kısıtlayan, hiç işe yaramayan şeylermiş gibi göstererek ya da seçme eylemi(tercih yapmak) insanı böler, özgürlüğüne kısıtlar gibi romantik laflar ederek sorunlara çözüm sunmuş olmuyorsun. Bu şuna benziyor: serbest oksijen radikalleri kanser yapıyor, kanser olmamak için nefes almamalıyız. Nefes almak totaliter demesinden korktum açıkçası.
Felsefenin daha ilk dersinde öğretilen; hikmet sahibi olmak, kendini bilmek, ‘ÖLÇÜLÜ OLMAK’tan bir hayli uzak. Adeta bedenimizi, biyolojimizi hiçe sayarak salt zihin yapısındaymışız gibi bir algı var kitapta.
‘İnsanın aklı ve hayal gücü olduğuna göre, kimliğini sınırlaması ya da zenginleştimesi için biyolojinin düzenlenmesine ve sınırlamasına gerek yoktur’. Yine bir zırva. Bende isterdim salt zihin olmak, ancak bedenim buna izin vermiyor. Beynimin içinde yalnızca hayal kuran bir yer yok, sürüngen beyni de var. Zaten beynin kendisi de totaliter. Ancak yaşamı idame ettirecek kadar. Yani totalitarizm ile özgürlüğün bir dengesi olmalı toplumsal düzen için. Kişi buradan entelektüel birikimiyle, bir birey olarak özgürlüğe ulaşabilir. Eğer toplumsal düzen olmazsa onu da başaramaz.
‘Bireyin toplumsallaştırma süreci, özgürlüğün kuruyup gitmesiyle eş anlamlıdır’. İnsan ‘SOSYAL’ bir varlıktır. Topluma karışmalıdır, ancak boyun eğmemelidir. Bu da ancak birey olabilmesi kendini yaratmasıyla mümkündür.. Toplumsal olanla bireysel olan arasında bir denge ile ancak hayatını idame ettirebilir.
‘Herkesin aynı biçimde düşünmesini ve davranmasını isteriz. Biraz bireysellik, benzersizlik gösterene tahammül edemeyiz’ ya da ‘ İtaatkar olduğumuz, körü körüne boyun eğdiğimiz için hainler yaratıyoruz. Böylesine zayıf olduğumuz için totaliter oluyoruz’. Hep yapıyoruz, ediyoruz. Kendi varoluşunu sürükleyen, yaratan kimseler yapıp, etmiyorlar ki. Varoluş çabası olmayan da zaten kitap okumaz ki.
Özgürlük, adalet gibi kelimeler tanımlanmamalı dedikten sonra özgürlüğün 6 defa tanımı yapıyor sevgili yazar. Adaleti yüceltirken toplumların en büyük ‘ANLAŞMASI’ olan hukuku da yermek ayrı bir çelişki.
Disiplinin, amaç edinmenin totaliter olduğunu söylüyor. Herhalde onca bilim insanı-aydın-filozof, (Teslasından Einsteinina Gazi Yaşargilinden Nietzsche) amaçsız hele de disiplinsiz bir şekilde şu an ki medeniyete katkı sağlamamıştır.
‘Psikiyatrist baskıcı bir rol oynar. Onun temel kaygısı bireyin sağlığı ve sözüm ona ruhsal sağlığı değildir’. Deliller özgürmüş, zararları yokmuş vs. Yani baştan aşağı zırva. Şizofrenileri, bipolarları, depresyonu nereye koyacağız? İntihar etmelerini mi bekleyeceğiz, mantıksız fevri kararlar verip çevresine,kendine zarar vermesini mi bekleyeceğiz. Yok deli derken Diyojen gibilerden bahsediyorsan psikiyatri ile ne ilgisi var.
Kitap bunun gibi çelişkilerle dolu. O halde bende bir çelişki sunayım. Bunca eleştiriye rağmen kitap farklı bakış açıları sunuyor. Gerçeklikten uzak olması hayal gücümüzü besliyor yeni ufuklar doğuruyor. Herkes bu kitabı okumalı ancak bireyin bahsedildiği seçilde özgür olamayacağı unutulmamalı. Özellikle yaratıcılık, sözcükler, sanat vs gibi konularda söyledikleri ufuk açıcı olduğu söylenebilir.