"Daha yirmi üç yaşıma girmedim; yüzümden, vücudumdan çocukluğun izleri silinmedi; halbuki gönlüm, baştan başa bütün sevdiklerimin ölüleriyle dolu."
Kitabın adını duyduğum da aklıma gelen bu alıntıyla başlıyorum incelememe.
Beni öylesine derinden etkiledi ki kitap, kitabı bitirdiğim an daha önce okuduğum kitapları unutturup "işte en sevdiğim kitap' dedirttiren bir kitap oldu. O kadar bağlanmışım ki kitaba bittiğini kabullenemedim, bir kaç gün yaptığım her şeyde sanki Ferideymişim gibi düşünüp aklımdan çıkmıyordu kitap. Bütünleşmiştim kitapla. En nihayetinde her kitabın bittiği gibi bunu da kabullenip bende bıraktığı güzel hisle kapağını son kez kapattım.
Kitabın satırlarında kendimi bulduğum Feride'nin aşkına, merhametine, ne olursa olsun dimdik duran duruşuna ve aslında büyümüş olmasına rağmen içinde duran o çocuğa sesleniyorum son kez;
İyi ki bu yolculuğu yazan Reşat Nuri Güntekin'e ve iyi ki bu yolculukta eşlik ettiğim Feride'ye,
'İyi ki kitabı alıp okuma fırsatı bulmuşum yoksa hayatımda birşeylerin eksikliğini hâla hissetmeye devam ederdim.'