10/10
·95 syf.··
Beğendi
·
2019 4. kitabı
modern İran edebiyatının kurucularından sadık hidayet'in 1936'da Hindistan'da yayımladığı başyapıtı. yazının devamında spoiler olabilir. kitap; imgeler, metaforlar, alegoriler üzerine kurulu ve dili gayet akıcı fakat anlam derinliği hat safhada yoğun. kitabı okudukça okuyucu bir labirentin içerisine giriyor ve çıkamadığı bu labirent sadık hidayet tarafından ustalıkla tasarlanmış. okurken Rüya mı gerçek mi, hayal mi kabus mu anlayamıyor insan ve yazar, bu karmaşıklığı muazzam hafif dokunuşlarla okuyucunun zihnine cevap olarak yerleştiriyor. mesela saramago okurken, camus okurken kitapların bazı yerlerinde "anlamadım ama zaten yazar anlaşılmak istemiyor herhalde" deyip geçiyordum fakat bu kitapta o kopukluğu hiç yaşamadım. kitap tek bir mekanda mı geçiyor yoksa sadece bir adamın zihninde mi bu da bir soru işareti. "Baştan sona hayatım dört duvar arasında geçti. Hep bir servi çiziyordum. Dibinde ihtiyar, kambur bir adam bağdaş kurmuş oturuyor, bir Hint fakirine benziyordu. Bir abaya sarınmış, başına bir şal bağlamıştı. Sol elinin işaret parmağını bir hayret ifadesiyle dudaklarına götürmüştü. Karşısında uzun, siyah entarili bir genç kız hafif eğilmiş, ona bir gündüzsefası uzatıyordu. Ve bir dere akıyordu ikisinin arasından. Ben bu sahneyi daha önce görmüş müydüm, yoksa rüyamda mı almıştım ilhamı? Bilmiyorum." bu cümleyi kitabı okurken defalarca görüyoruz ve her okuyuşta farklı bir manaya bürünüyor, adeta anlam şekil değiştiriyor. sadık hidayet kitapta; ölümü, bir kadına olan arzuyu, kini, nefreti, bekleyişi, bir sineğin anlamsız ömrünü, tanrıyı, ihtiyarlığı ve gençliği, var olmayı ve yok olmayı, gölge kavramını, annesi olan rakkaseyi, Hindistan'da yapılan kobra hapsini müthiş bir biçimde anlatıyor; varoluşçuluğun adeta tadına bakıyor ve bunu çok iyi bir şekilde dile getiriyor. sartre'ın 1938'de yayımlanan le nausse'undaki baş karakter antoine roquentin sadık hidayet'in baş karakterinde karşımıza çıkıyor hem de roquentin henüz sartre tarafından yaratılmamışken. eğer yaşarsam da altmışlı yaşlarımdan sonra tekrar bu kitabı okursam, bu kitabın manası benim için çok başka olacak. okuyan kişinin de içinde bulunduğu ruh haliyle anlamı değişebilen bir kitap olduğunu düşünüyorum. bir de kitapla ilgili bazı sözlerin sosyal medya sitelerinde paylaşıldığını görüyorum ve gerçekten şaşırıyorum, anlam veremiyorum. çünkü bu kitap zaten bir kez okununca anlaşılabilen bir kitap olmadığı gibi, içerisinden bir sözün çekilip de "vay be ne sözmüş" denilebilecek aforizma kasan bir kitap da değil. bütünüyle muazzam bir kitap. bu arada kitaba muazzam dediğime bakmayın, eğer özümseyerek, düşüne düşüne ve en kötüsü de yaşamış olduklarınız üzerine kavrayarak okuyacak olursanız zihninizde bir karanlık patlayacaktır ve bu karanlık siz düşündükçe, düşündükçe ve düşündükçe fikirlerinizin çevresini sarmalayacaktır. varoluşçuluğun düşüncesi güzeldir, felsefesi iyidir, kitapları zevklidir fakat varoluşmanın hissedilmesi ve belki de yaşanması çok tehlikelidir. sadık hidayet soylu ve güçlü bir ailenin çocuğu olmasına rağmen hayatı büyük baskılarla ve sorunlarla geçmiş, İran'dan Hindistan'a gitmek zorunda kalmış. müslümanlar tarafından aile bireylerinden bazılarının katledilmesi onu dine düşman kılmış ve hatta bu kitap da İran'da yasaklanmış. son olarak şunu söyleyebilirim, bu kitap benim için bir romandan ziyade bir iç dökme, adeta zihinsel bir istifra. sadık hidayet bu kitabında, zihnini rahatsız eden ne varsa adeta dışarı çıkarmış ve bunu yaptığında İran edebiyatında çığır açmış, dünya edebiyatındaki etkisi de bir hayli büyük olmuş.
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
·
20 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.