·448 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Ağustos 2019 07:56 "Biraz SPOİLER içerebilir ama o spoilerler olmasa da bu inceleme yazılamazdı"
Jack London'ın özyaşamından da kesitler içeren en önemli romanı Martin Eden, birden fazla izleği olan, edebi anlamda üst sınıfta sayılabilecek ve artık klasikler içinde kabul edilen çok güzel bir roman.
Karıştığı bir kavga sonrası tanıştığı ve sonrasında aşık olduğu Ruth sayesinde içindeki cevheri keşfeden ve kendisine toplumda elit bir yer edinebilmek için yazar olmaya karar veren bir gencin hikayesini anlatırken arka planda Amerikan toplum yaşamını, Kapitalist düzeni ve Amerikan yayıncılık ve edebiyat dünyasını yerden yere vuruyor.
Çok okuması ve okudukça bilinçlenmesi; istemeden, yani farkında olmadan da olsa yaşadığı çevredeki Sosyalist topluluğun lideri pozisyonuna gelmesi; bir anda yazdıklarıyla tanınması ve günlerce açlık çektiği bir durumdan bol paralı bir yazar haline dönmesi; para dört bir yandan ceplerini doldururken bir anda kendisinin de sürekli eleştirdiği burjuva toplumunun bir parçası haline geldiğini görmesi; kendisini yoksulken büyük bir aşkla seven sevgilisi Ruth'un o dönemde geçimini sağlayacak düzeyde bir iş bulmaması nedeniyle ve ailesinin de baskısıyla onu terk etmesi ve zengin olduktan sonra tekrar koşarak geri dönmesi gibi çarpıcı değişimleri bir solukta okuyorsunuz.
Karnını doyurmak için yazdıklarını yok parasına dahi dergilere satamadığı ve bu yüzden elbisesini, saatini, bisikletini tefecilere rehin bırakmak zorunda kaldığı dönemde yüzüne dahi bakmayan insanlarla olan mücadelesini anlatırken bir taraftan da toplumdaki hastalıklı kafaları, edebiyat ve yayın dünyasındaki çarpıklıkları, "Ben yazdıklarımın para etmediği yoksul dönemde de aynı Martin Eden'dim! Bugün bana kazandıran o yazılar o günlerde yazılmıştı ve hiçbirinin yüzüne bakmadınız. Bugün ünlü bir yazar oldum ve hiç bir değeri olmayan karalamalarım bile bana para kazandırır oldu. Değişen nedir? Hastalıklı olan ben miyim, sizler misiniz?" şeklindeki soruları kendi kendisine sorup içindeki bazı çıkmazlara, kafasını yoran sorulara cevap arıyor ve kendisini o geri dönüşü olmayan yolda buluyor.
Jack London tüm eserleriyle mutlaka okunması ve okutulması gereken bir yazar. Martin Eden'i farklı bir baskısından ve sanırım biraz da özetlenmiş versiyonunu belki 30 yıl önce okumuştum. O günlerden bugüne roman hakkında zihnimde hiç bir şey kalmamış ve çok ta iyi olmuş. Yeni yazılmış bir romanı ilk kez okumuş gibi oldum ve bundan da çok memnun kaldım.
İşim gereği zaman ayıramadığım için okuma günleri gibi etkinliklere katılamıyorum ama Jack London ve romanı Martin Eden için herhangi bir etkinlik düzenlenecek olursa katılmak bu eşsiz romanı kitapseverlerle tartışmak ve paylaşmak isterim.
İyi okumalar.