Gönderi

8/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2019 3. kitabı
Içimizdeki şeytan hakkında Sabahattin Ali… Hayatı,kitapları,kişiliği hakkında söyleyecek konuşacak çok şey var ileride bir yazımı Sabahattin Ali hakkında yazmayı düşünüyorum ama şu an romanlarını değerlendirerek başlamak istiyorum. Içimizdeki şeytan çok önemli bir şeye parmak basıyor. Insanın zayıf yönleri, iradesizliği ve bunların sonunda belki de ömür boyu pişman olacağı şeyler yapması.. Muhtemelen hepimiz bu tür olayları duymuş, görmüş veya yaşamışızdır. Peki bunun sebeplerini, o an içsel denetleyicilerimizi neden kullanamadığımızı belki de en sevdiğimiz insana ihanet boyutuna varan bu gibi olaylarda iki taraflı düşünmeyi Sabahattin Ali gibi bir yazardan dinlemek nasıl olur? Ben söyleyeyim son derece keyifsiz oluyor. Çünkü bu gibi olaylar çok acıdır ve insan kendine yani kendi ırkına bu zayıflıktan dolayı kızmadan edemiyor. Ve yazar bunu o kadar temiz ve açık bir şekilde önümüze koyuyor ki canımızın sıkılmaması elde değil. Kitap çok abartı ve gerçek dışı bulduğum bir ''ilk görüşte aşk'' hem de çok derin yoğun bir aşkla başlıyor. Daha sonra iletişim konusunda eksiklikleri olan ana karakterimizin aşkıyla ve hayatıyla hesaplaşma serüvenini okuyoruz. Maddi açıdan da sosyal açıdan zorluklar yaşayan ana karakterimiz Ömer kendisini bu zorluklardan kurtaracak veya en azından bu zorluklar içinde tutunabileceği bir mutluluğa yani aşka yelken açıyor. Bu sürelerde çevresine ve kendi hayatına çok eleştirel yaklaşıyor ve çok haklı bulduğum bazı sert eleştirilerini kısaca anlatmak istiyorum burda. İstanbul'un sözümona entellektüel çevrelerinin içinde bulunduğu yapaylığı, iki yüzlülüğü ve aslında pek övünülecek şeyi olmayan bu insanların kibrini sert bir dille eleştiriyor yazarımız. (Bu eleştirileri okurken ben kendimi de sorgulayıp bu eleştirileriden almam gerekeni almaya çalıştım.) Sadece o çevrelere değil yıllarca bu çevrede bulunan kendisiyle de hesaplaşıyor. Dönüp baktığı zaman elinde zar zor geçindiği, mutsuz olduğu, bir şeylerin ters gittiğini bariz olan hayatını görünce böyle bir sorgulamaya mecbur kalmış birini gördüm kitabın bu kısmını okurken. Bu eleştirilerin sebebi mi sonucu mu aşktır diye bir soru sormak istiyorum. Ben bu soru üzerine kendi hayatım için de roman için de çok düşündüm açıkçası fakat net bir cevabım yok. Ama bunun üzerine düşünmekten çok keyif alıyorum çünkü aşkla ilgili düşünmek bana bu yaşadığımı hissettiriyor. Bu eserde de bu hissin ihtiyacını Sabahattin Ali şöyle özetlemiş : ''İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.'' Biraz da macide hakkında konuşmak istiyorum. Macide yaşıtlarından farklı olgun bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçı kişiliği olan ve insanlarla pek de iletişimi olmayan içine kapanık bu karakterin yaşadıklarını, kişiliğini, Ömer'in aşkına ve cesaretine ne kadar şaşırdığını okuyunca masum bir taşralı kız canlandı zihnimde. Ve Macide ile ilgili bölümlerde, diyaloglarında tepkilerinde o masumluğu, minnettarlığı yakalamak kitapta benı etkileyen faktörler biriydi. Özellikle kitabın sonlarına doğru takındığı tavır, En zor en karmaşık anlarda dahi akl-ı Selim oluşu hayranlık duyulacak cinstendi gerçekten. Ömer'in geçmişte yaptığı sert dediğim eleştirilerı çok daha detaylı kendinden emin bir şekilde adeta bir tokat gibi sayfalarca yapıyor. Macide bu çevrenin etkisine girmekten, kendini değiştirip onlara ayak uydurmaya çalışmaktansa bir sosyolog edasıyla aslında ne kadar boş yaşadıklarını,hayatlarında bir derinlik olmadığını sadece kandırmacalar ve yalanlar olduğunu öyle güzel anlatıyor ki bunun bende çok yoğun bir coşku yarattığını söyleyebilirim. Ömer ve Macidenin bu güzel tatlı aşkları kısa sürüyor. Bu sırada Ömer o çevreden uzaklaşmayı macideyle beraber huzurlu bir hayatı istediğini okura en azından bana çok iyi geçiriyor. Fakat bir süre sonra Ömer'in hayatında yaşadığı maddi açıdan zorluklar onu yoğun bir gelecek kaygısına onu takiben büyük bir huzursuzluğa itiyor. Bu Macide ile ilişkilerinin bozulmasına ve sorumluluğu bulunmayan eski hayatına dönme isteğinin yeşermesine sebep oluyor. Kitabın bu kısımlarında Ömer'ı suçlamak dışında elimden bir şey gelmiyordu. Fakat kendisini yetersiz görmeye başlayan Ömer'in çaresizliğini ve yaşadığı acıları düşününce onu da anlamak gerekir diye düşündüm. Bu kitabın en büyük esprisi bana göre Ömer'i anlamak ve zihninde yaşadığı buhranları,düştüğü durumları bir dostu anlamaya çalışır gibi anlamaya çalışmaktır. Ve kitabın en güzel şeyi Bedri bey… Kitabın çoğunu hakim olan kötülüğün içinden sıyrılan bir iyilik umududur bu kitapta Bedri bey. Naifliği,ince düşüncelerı ve yardımseverliğiyle kitabı okurken yaşadığım karamsarlıktan beni çıkaran bir karakter olmuş ve kalbimde kendisine çok yoğun bir sevgi ve şefkat hissettirmiştir. Kimi zaman ondan şüphelenirdim macideye olan hislerinden dolayı böyle göründüğü için ama onun gerçekten iyi bir insan hem de çok iyi bir insan olduğunu kitabı okurken hissediyorsunuz. Bedri beyin neden iyi olduğunu kitaptan bir cümle ile özetleyecek olursam : "İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir''. Fakat böylesine iyi bir karakterin klasik olarak haksızlığa uğraması da kaçınılmaz oluyor. Bu klasik beni bu konu üzerine düşünmeye sevk etti. Neden gerçekten iyilik yapan insanlar naif insanlar hep ithamlara şüpheler maruz kalırken kötü niyeti bariz olan insanlar daha anlayışlı karşılanıyor. Bu çocukça ''neden hep iyiler kaybediyor?'' sorusuna benzedi biliyorum ama sadece romanlarda değil gerçek hayatta da pek çok yerde bu durumu görebiliriz. Benim düşüncem genel olarak tam oturmuş değil fakat bu romandaki cezalandırmanın sebebi Ömer'in olmak istediği fakat şartlar yüzünden olamadığı (tabi sadece şartlara bağlamak yanlış Ömer'in acizliği ve zayıflığı da çok büyük bir Etken) Bu insana duyduğu kıskançlık sonucu ortaya çıkan öfke... Kitabın en son kısımları çok fazla sinir bozucu. Benim gibi duygusal insanların kolayca öfkeleneceği ve etkisinde kalacağı olaylarla ve bu olayların sonuçlarıyla geçiyor. Fakat bu kadar karamsar olmama rağmen Ömer ile Macide aşkı hiç de küçümsenecek bir aşk değildi. Özellikle Ömer'in ilk başlarda Macide'ye olan nezaketi, hayranlığı ve aşkı çok derin anlatılıyor. O aşkı hissedeceğinize şüpheniz olmasın ama işte Ömer'in içindeki şeytan kötü şartlardan da beslenerek şeytanlığını yapıyor ve güzel olan şeylerİ mahveden bu şeytanı Sabahattin Ali güzel ama acı dolu bir hikayeyle önümüze koyuyor.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,7bin okunma
··
26 Gösterim
1 Yorum
Bu yorum görüntülenemiyor
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.