BAY C...
10/10
·160 syf.··
2019 8. kitabı
Çocukluğunun ağır psikolojisi altında ezilmiş, tüm bunlara rağmen yaşamın tekdüzeliğine, alışılmışlığına 'karşı' durmaya çalışan bir adam. Aylak adam...  C. ., aylak olmakla, işsiz olmayı aynı kabul etmeyen, zengin yerine kendisi için 'paralı' tanımını kullanmayı yeğleyen, çevresindeki her şeyi çok gözlemleyen, çok düşünen, aklından geçirdikleri ile yaşadıklarının birebir örtüşmesinin hayal kırıklığı içinde bunalan bir karakter. Belki de 'aylak adamlığı'n bu kadar zor olduğunu belirtmesi bu sebeple. Etrafındaki kimsenin onu tam olarak anlayamayacağının gerçeğiyle yaşamak, kötü bir çocukluk geçirmiş hele ki kötü ve sizi sevmeyen sapık bir babanız olmuşsa çok zor...  Kitabın ilk sayfalarında bağlamı tam olarak yakalayamadığımı ve karışık bir anlatımı olduğunu düşünsem de sonradan ana karakterin yaşamıyla ilgili küçük küçük ip uçları buldukça heyecanlandım, ana karakter etrafındaki insanların birbirleriyle ilişkileri çorap söküğü gibi ilerlemeye başlayınca kitabın sonuna daha büyük bir hazla ulaştım. Çok güzel bir anlatım, evet, çok fazla tasvir yapılmış, anlatımda çok fazla ayrıntıya verilmiş fakat bunlar yersiz ayrıntılar değil. Kitapta verilen tüm ayrıntılar, tüm tasvirler bay c. 'nin bilinçaltını, aklından geçen türlü düşünceleri gözler önüne sermekte. Ayrıca belli karakterlerin günlüklerine yer verilmesi, olayları diğer karakterlerin gözünden görmemizi sağladığı için anlatıma farklı bir ahenk katıyor. Bay c' nin kitap boyunca dışarıdaki şaşı kadına sürekli dikkat çekmesi, güler'in gözlerini 'mavi' diyerek sayfalarca tekrir etmesinin sebeplerini, ilerleyen sayfalarda ayşe'ye(karakterin gerçek sevgiyi bulamadığı sevgililerinden biri) tüm yaşadıklarını anlatırken öğrenmemiz beni derinden etkiledi.  Bay c. 'nin annesini küçük yaşta kaybetmesi ve annesine dair hatırladığı tek gerçeğin gözlerinin 'mavi' olduğunu hatırlaması, sırf bu yüzden güler'de gerçek aşkı bulacağını düşünmesi ama ilişkileri boyunca birbirlerine 'alıştıklarını' düşünmeleri ile son buluyor. Çünkü bay c. 'nin ilişkiden beklediği şeyler çok farklı, tıpkı hayatı tekdüze bulduğu gibi yaşanan ilişkileri, kadınları da hep birbirine benzetiyor. Kitapta insanları sürekli' kadınlar' ve 'erkekler' olarak sınıflandırması ve genelleme yapmasının belki de sebebi bu.  "kimi pilavı patlıcanlı sever kimi patlıcansız. kimi tuzlu, kimi tuzsuz. kimi erken yatmak ister, kimi geç. biri şarkı dinlerken öteki caz müziği ister. sabahları kalkışlar... biri gördüğü düşü anlatır. dinleyen, düş dinlemeyi sevmez. karı kocalar bile böyle değil mi? ortak neleri var? haftanın belli günleri et ete sürtmekten başka. " Ona göre tüm kadınlar aynılaşmaya başlamış ve hatta karşısındaki cinsin düşündüklerini ve yaptıklarının sebebini bilebilmesi bunun bir kanıtı. kitaptaki şu cümlelerle güler karakterini bize tanımlıyor ; "bak dudaklarını belli belirsiz boyamışsın. boyarken aklından geçenleri biliyorum. aynaya bakınca sana solgun gibi göründüler. 'sevmez ama azıcık süreyim fark etmez' dedin. öpüşeceğimizi biliyordun. dudakların daha çekici olsun istiyordun."  Bay c. 'nin babasının eve gelen hizmetçileri sürekli değiştirmesi ve onlarla birlikte olması, çok sevdiği teyzesinin ırzına geçtiğini düşünüp babasına saldırması, babasının c. 'nin kulağını yırtması ve bu sebeple kulaklara ayrı bir zaafının olması, kulağını kaşıma alışkanlığının oluşması, babasının teyzesinin bacaklarına 'o bacakların yok mu neriman' dediğini duymasıyla birlikte kadınların bacağından korkması ve dokunamaması, çocukluğundan gelen hatıralarının hayatına kötü yansıyışlarından sadece birkaçı. Tüm bu sebeplerle babası gibi bir adam olmak istemedi aylak adam. hayatında en çok korktuğu şeydi; onun gibi birisi olmak. bu yüzden ilişkilerinde hep bir çaba içerisindeydi belki... Kitapta sürekli b. ile c. nin birbirlerini tanımadan aynı yerlerde aynı zamanlarda olmalarına işaret etti. Ama hiç birbirlerini tanıyamadılar. Zaten ikisinin de birbirini fiziken bilmeleri, karşılaşmaları, ama buna rağmen 'kim' olduklarını bilmemeleri değil miydi isimlerini gizli tutan? İhtimaller farklı gelişseydi nasıl bir son olurdu kim bilir? Hayat da böyle değil mi zaten çizilmiş bir kader...  Hülasa; bu acı hikâyenin yanında bay c'nin toplumsal açıdan yaptığı çok güzel bir tespit var. Yusuf atılgan bu tespiti ayşe'nin günlüğünden okuyucuya sunmayı tercih etmiş. "Çünkü geçen geceki 'gösteriş, yapmacık' tartışmasında c. bir ara -'araçları kullanılmaları gereken amaçtan sürekli olarak değişik amaçlarla kullanmak gösteriştir. Sağlam adamın elinde çevirdiği baston gibi. İnsan başlarını güneşten korumak için kullanılan şakanın kadın başında yarım limon kadar ufalması gibi. Bir yere çabuk gitmek için binilmesi gereken bisiklete, şortlu bacaklarla, caddede gezinti için binmek gibi. Züppeliktir bu, gösteriştir. ' demişti. " Bu satırlarda gördüğümüz kadarıyla kitap her ne kadar bir insanın iç yaşantısını, psikolojisini, hayata karşı verdiği savaşı anlatsa da toplumsal mesajlar da veriyor...  Yusuf Atılgan' ın ilk romanı olduğuna güç inandım doğrusu, çünkü böylesine akıcı ve bir o kadar etkileyici üslubla yazmak, hele ki ilk eserde... Gerçekten dönüp bir kez daha okunabilecek, arada sayfaları karıştırılacak bir roman...
Aylak AdamYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 201771,1bin okunma
·
21 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Sevgilim diye demiyorum. Her anlamda harika bir değerlendirme olmuş.
Duygu Öncü
Gönderi Sahibi
💞 Teşekkür ederim 💕