·56 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Eylül 2019 00:02 "İnsanlık adına gideceksen, inandığın bir şey uğruna gideceksen seni tutmam. Fakat canavarlar içinde bir canavar, köleler içinde bir köle olmak için gitmek istiyorsan, karşında olurum. İnsan bir amaç uğruna kendinden vazgeçebilir, fakat başkalarının çılgınca fikirleri uğruna değil..."
Yine bir Stefan Zweig öyküsü ve yine harika betimlemeler ve yine savaşa karşı olan duruşu ve karakterini yansıtması.Avrupa’daki savaş çığırtkanlıklarından kaçan Ressam Ferdinand savaştan nefret eden, kaçmaktan yorgun düşmüş, vatan hasreti çeken bir kahramandır. Ama bence ressamdan çok daha kahraman olan,eşinin ideallerini eşinden daha çok savunan karısı Paula'dır. Ülkelerinden kaçmış bir çift İsviçre'nin Zürih kentinde bir çiftlik evinde, göl manzarasında resim çizerek,pek fazla insanlar içinde görünmeden yaşamaya çalışarak biz okuyuculara sevgi dolu, güzel, huzurlu bir dünyanın var olabileceğini anlatmak istiyor. Stefan Zweig yine o eşsiz anlatımıyla insanların birey olabildiklerinde güçlü olduklarını ama toplumsal baskıya boyun eğdiklerinde çarkın değersiz bir dişlisi haline geldiklerini, bir sayıdan ibaret olarak bir bir yitip gitmeye mahkum olduklarını seriyor gözümüzün önüne.
Korkularıyla yüzleşen kahramanımızın savaşmaya karşı direndiğinde kaybedeceği bir şey olmadığını karısının gür sesinde duyuyoruz. Karısı Paula, insanların, bir avuç ailenin keyfine göre yönetilen dünyada huzur ve barış olmayacağını, oysa insanın hiçbir şeye mecbur olmadan, hür iradeyle yaşayabileceğini savunuyor. Stefan Zweig aynı zamanda bürokrasinin yorgunluğunu, ona güven duyulamayacağını da gerçekçi olarak paylaşırken; ahlâk, vatan, görev gibi kutsallaştırılan değerleri de yeri geldiğinde sorgulamamızı öneriyor.
Bir yanda mecburiyet diğer yanda özgürlük ve o özgürlüğü simgeleyen eşi.... Ferdinand acaba hangisini seçecektir ? Savaşa gidecek mi, eşini dinleyip bu caniliğe ortak olmaktan vazgeçip geride mi kalacak... Spoiler yok ama sürprizler var :)) bence okuyun ...