·392 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Eylül 2019 21:56 Roman İngilizce yazılıp Omca Korugan tarafından Türkçeye çevrilmiş ve Elif Şafak çevirinin üstünden ikinci kez geçmiş. Türk edebiyatı kapsamında değerlendirilir / değerlendirilmez tartışmalarını anlamsız buluyorum çünkü yazar benim nezdimde (amiyane tabirle) iyi iş çıkarmış.
* Romanın konusu özgün; beden ölümü gerçekleştikten sonra on dakika otuz sekiz saniye boyunca beyin fonksiyonlarının çalışmaya devam etmesi üstünden yola çıkılmış. Türkiyede bolca bulunan toplumsal aksaklıklara, yine toplum tarafından bir kenara itilmişlerin, romandaki betimlemesiyle "kültürel cüzzamlıların" penceresinden bakarak şahane bir özeleştiri hediye etmiş bize Elif Şafak. Tabi biz bu tahammülsüzlükle eleştiriye ve durup dinlemeye ne kadar açığız tartışılır.
*1990 yılına kadar TCK'nun 438. maddesine istinaden tecavüz sanıkları kurbanlarının fahişe olduğunu ispatlamaları halinde cezaları üçte bir oranında azaltılabiliyormuş. "Bir fahişenin ruhsal ya da bedensel sağlığı tecavüzden olumsuz etkilenemez" gibi insanlık dışı bir düşünce hakimmiş. Elif Şafak tam da bu kanuna ve bu zihniyete dikkat çekmek istediği için Tekila Leyla'yı 1990 senesinde bir çöp konteynerinin içinde ölü buluyoruz.
Elbette söz konusu kanunun akabinde seks işçilerine karşı saldırılarda yadsınamayacak bir artış yaşanmış. Kadınların biraraya gelerek gerçekleştirdikleri protesto eylemlerinin de etkisiyle 438. madde kaldırılmış. Bu roman aradan geçen "tam yirmi dokuz seneye" rağmen, insanları cinsel tercihleri, siyasi düşünceleri, inançları ve sürüklendikleri şartlar üstünden küstahça sınıflandırmaya çalışan, kendinden olmayana tahammül edemeyen saldırgan zihniyete tepkidir, salt edebiyat kaygısıyla okunursa yazık olur...