·225 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Ekim 2019 17:30 .
Bu kitaptan Harari, "Homo Deus" kitabında bahsettiğinde haberdar oldum ve okunmaya karar verdim. Savaşın epik yanlarından ziyade askerler üzerindeki psikolojik etkilerinden bahseden bu kitap Harari tarafından tavsiye edilmişti. Buradan yola çıkarak okumaya karar verdiğim bu kitapta umduğumdan çok daha fazlasını bulduğumu söyleyebilirim.
Kitabı ana karakterimiz Paul Baumer'in ağzından okuyor, cephede yaşadıklarına şahit oluyoruz. Kitapta herhangi bir şekilde militarizm pompalanmamış, aslına bakarsanız savaş karşıtlığı da yapılmamış. Sadece sade ve akıcı bir dille 1. Dünya Savaşında Batı cephesinde savaşan Alman askerlerinin yaşadıkları anlatılmış. Fakat bu sade, basit anlatım bile savaşın ne kadar saçma ve acımasız olduğu üzerine derinlemesine düşünmemizi sağlıyor. Bizim normal hayatta sürekli olarak yaptığımız şeyler (yemek yemek, uyumak, yumuşak zeminde uzanmak v.b.) bile savaşta adeta ulaşılamaz bir hayale dönüşmüş, ulaşıldığında ise müthiş bir sevinç kaynağı olmuştur. Kitapta tasvir edilen gencecik askerler ölüme, acıya, hasrete ve bunun gibi bütün olgulara karşı duyarsız hale gelmiş, hatta çoğu eski normal yaşamlarına geri dönme umudunu bile tamamen kaybetmişler. Öyle ki kahramanımız Paul Baumer bile ailesinin yanına iki haftalığına izne geldiğinde huzur bulup dinlenmek bir yana daha da kederlenip sıkılıyor, çünkü bu ziyaret onda ailesine, evine ve annesine geri dönme umudunu yeniden yeşertiyor, oysa Paul Baumer geri dönebileceğini hiç düşünmüyor.
Eser, Remarque'ın gerçekten 1. Dünya Savaşında savaşmış olması sebebiyle daha bir anlam kazanmış. Böylelikle anlatım daha da güçlenmiş bence.
Kitabı okuduktan sonra internette yaptığım ufak bir araştırma sayesinde edebiyatımızın büyük ustası Yaşar Kemal'in bu kitabı 20.yy'ın en iyi kitabı ilan ettiğini gördüm. O zaman zaten kitaba dair var olan olumlu fikirlerim iyice pekişti açıkçası.
Kısacası kitap, savaşın gerçekliğini yüzümüze tokat gibi çarpan çok güçlü bir eser. Kesinlikle okunmalı, okutulmalı.