·336 syf.····Okunma: 17 Ekim 2019 15:28 Kitabında körlük olgusunu bir metafor olarak kullanan yazar; kitabın ortaya çıkışını, bir röportajında şöyle anlatıyor :
"Bu körlük fikrinin ortaya çıkışı çok basit aslında. Bir lokantada oturuyordum, ne yiyeceğime karar vermiştim ve bekliyordum. Bir anda kafamda bir soru oluştu : Ya hepimiz kör olsaydık dedim. Hemen kendi kendime cevabı buldum, zaten körüz dedim. Roman öyle doğdu. Hepimiz körüz, sağduyumuz kalmamış gibi davranıyoruz..."
Kitaba geldiğimizde, körler her ne kadar dehşeti yaşasalar da, yaşanan olayları görebilen tek kişi doktorun karısı. Kitabı okurken onun gözleri, sizin gözleriniz oluyor ve o dehşetli dünyada, acaba kör olmak, bütün bu dehşeti görmekten daha mı iyi demekten kendinizi alamıyorsunuz.
Bu kitabı bir kategoriye sokmak gerekirse post-apolitik distopyalardan, hatta distopya demek bile tam uygun olamaz çünkü bir süre sonra devlet bile kalmıyor romanda. Olaylar ne zaman, nerede geçiyor belli değil, hangi şehir verilmemiş, sokak adları yok, hatta karakterlerimizin adı bile yok. Ancak Saramago'nun usta anlatış biçimi sizi karakterlerin psikolojisine öyle bir sokuyor ki, isimleri öğrenme ihtiyacı zaten hissetmiyorsunuz.