·186 syf.····Okunma: 21 Ekim 2019 23:20 Bugün solumdan kalkmış olacağım ki bu incelemeyi yazarken biraz gerginim, eleştirime de yansıyacak bu gerginlik :D
Yazarın Siddhartha'dan sonra okuduğum ikinci eseriydi. Kendisinin iki dünya savaşını da gördüğünü, anti militarist bir dünya görüşü olduğunu, Nazilerin kendisinden hiç hoşlanmadığını ve bu eseri yazarken ciddi bunalımda olduğunu bilmekte fayda var.
Özetle: dindar Hristiyan bir ailede doğan Avrupalı bir gencin çocukluğunun son evreleri ve ergenlik döneminde yaşadığı ruhsal ve dinsel arayışın, içinden çıkamadığı bunalım sürecinin öyküsü diyebiliriz kitap için. Etkilendiğim birkaç yere temas etmek istiyorum; Sinclair'in çocukluğunda söylediği masum bir yalan sonrası gelişen olaylar silsilesi var. Yalanını örtmek için daha fazla yalan söylemesi ve kötü davranışlar sergilemesi gerekiyor, yani öyle hissediyor. Burdan bir çocuğun karakterinin şekillenmesinde okul öncesi ve ilköğretim çağında yaşadığı düşünsel ve psikiyatrik sürecin ne kadar önemli olduğunu gördüm. İkinci olarak ergenlik döneminde gençlerin yaşadığı dürtüsellikle yine karakterinde ve ruhsal gelişiminde dalgalanmalar yaşandığını görmüş olduk. Bundan çıkış reçetesi olarak o dönemde sanatsal faaliyetlerin önemini hissettirdi bana. Son olarak herhangi bir semavi olmayan dinin nasıl neşet ettiğini ve toplulukların kitlesel bir ruhî bunalım ve yeni bir dinsel/felsefik arayış yaşadığı dönemlerde içindeki bulundukları günahkar ve yozlaşmış, olgunlaşma emaresi göstermeyen toplumun yok oluşuna sebep olacak büyük bir hadise beklentisi ve akabinde gelişecek yeni bir serüveni tüm içtenlikle istediklerini gördüm.
Kitap aslında toplumun dinî ve ahlâkî değerlerini yitirdiğinde gençliğin yaşadığı sürece eleştiri getirmeye çalıştığını düşünüyorum. Bunu yaparken kendi toplumunu, yani bütünüyle Avrupa insanını hedefe koymuş. Diyor ki "müthiş çaba gösterip dev güçler, yıkıcı silahlar ürettik, ama bunlar toplumu ruhsal bir yalnızlığa sürükledi. İnsanlık intiharın eşiğine geldi, zenginlik kazandık ama ruhumuzu kaybettik. Toplumun her bir ferdi bunu görüyor ama degismiyorsunuz. Gençler büyük boşluk içinde, bu boşluktan çıkmak için meyhanelerde vakit çürütüyor. Biraz yaşları ilerleyince meslek edinip bu ruhsal boşluğu mesleki örgüt ve derneklerin çatısı altında nefret olarak topluma yansıtıyoruz. Ama kimse değişim arzulamıyor." Yani ben bunu anladım.
Bir yerde bu ruhsal boşluğun getirdiği nefreti boşaltmak için insanların (düşmanı nefret ettiklerinin yerine koyarak) öldürme ve yok etme sezgisi geliştirdiği ve yeniden doğuşu arzuladığını söylüyordu. Yumurtanın dışında bir hayat var, o doğuş için içinde bulunduğun dünyayı yok etmek gerek, diyordu. Bunlar felsefik olarak güzeldi bence.
Bunlarla birlikte, kahramanın yaşadığı ruhsal boşluk sürecini hiç içselleştiremedim. En son bir Şamanist tarikat çıkacak beklentisi oluştu bende. Ruhlardan, şeytandan, mistik güçlerden, doğanın etkin itekleyici gücünden vs dem vurunca aha oraya varacak heralde dedim. Sinclair'in Eva ve demian ile ilişkisi sonucu o ruhsal boşluğu nasıl aştığı da bende bir sürü boşluk oluşturdu. Karakter sürekli birşey yaşıyor ama ben olayın dışında kaldım hep.
Yazarın ruhsal çöküntüde olduğu bir dönemde yazdığı eser olarak bakmasam bence çok değeri yok kitabın. Felsefe, psikoloji, çocuk gelişimi ile ilgili iseniz okunabilir. Onun dışında nasıl bu puanı aldı anlamak güç.
Son olarak Demian karakterini Lucifer adlı dizideki karakterle çok benzer buldum. Dizinin birkaç bölümünü izledim aslında, ama sanki Demian okuyan biri ordan hareketle senaryo yazmış gibi geldi. Bilemiyorum, şahsi görüşüm sadece. (6/10)