Puan vermedi·582 syf.··
Beğendi
·
2019 43. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2019 11:19
Böyle bir eser için naçizane fikirlerimi yazmaktan bile ar ettim bir süre. Ama yazmazsam da Jean Valjean'a, Marius'e, Cosette'ye ve daha bir sürü karaktere ayıp olacaktı. Çünkü toplumun her yarasına ayrı ayrı parmak basan ve bundan hiç imtina etmeyen eserler dillendirilmeli, sürekli bahsedilmeli; bize kadar geldiği gibi bizden kim bilir kaç kuşak öteye kadar taşınmalı. Hikayemiz D. Kasabasına bir yabancının gelmesiyle başlıyor. Aynı Tolstoy'un bir sözünde bahsettiği gibi "Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar; ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir..." İşte bu yabancı Jean Valjean. Aynı zamanda Madeleine Baba, Jan Valjan, Ultime Fauchelevent... Bir karakter her farklı kimliğinde insanı ancak bu kadar etkileyebilirdi. (Eğer kitabı okumadıysanız incelememin devamını okumamanızı öneririm) Kendisine ablasının ve yedi çocuğunun emanet edilmesiyle hayat keşmekeşi içine giren karakterimiz, çocukların karnını doyurabilmek için bir fırından ekmek çalmaya kalkar. Bunu yaparken yakalanır, evinde bulunan silah ve firar girişimleri ile birlikte toplamda 19 seneye çıkar cezası. Cezası bittiğinde özgürlüğe kavuşacağını zanneder fakat öyle olmaz. Gittiği yerlerde parasıyla dahi yemek ve yatak bulamaz, elindeki hüviyet kağıdı onun ikinci hapsidir. İşte böyle bir zamanda yolu, onu tamamen değiştirecek, içindeki iyiyi çıkaracak D. Kasabası psikoposunun evine düşer. Gördüğü muamele karşısında öyle afallar ki bu dünyaya rağmen, içinde yaşayan onca kötü insana ve kötülüğe rağmen iyi kalınabileceğini görür. Kendi içinde bir ihtilal yaşar ve değişir! Bütün intikam duygusundan, nefretinden, hırsından sıyrılır. Bu dakikadan sonra başına gelecek her şeyi bu değişimin verdiği müthiş olgunlukla, sakinlikle karşılar. Kitabın sonuna kadar bu karakterimizin sakinliği dikkatlerden kaçmayacak. Yaşadığı her olayda biz de çeşit çeşit insanla tanışıyoruz: Kötünün en fazla ne kadar kötü olabileceğini öyle güzel işliyor ki! Okurken dişlerimizi sıkıp içimizden lanet okuyacak kadar hikayenin içinde buluyoruz kendimizi. Bir gerilim filmi izlerken 'hayır, oraya gitme!' deriz ya, film karakteri bizi duyacakmış gibi. Kitapta da bazı bölümlerde aynı o müdahale duygusunu hissediyorsunuz. Lanet ediyorsunuz, insanoğlu nasıl bu kadar kötü olabilir diye. Sonra armut dibine düşmüyor, bu karakterin oğlu aynı bizim baş kahramanımız gibi iyi yürekli, merhametli bir sefil oluyor. Sanki intikam alır gibi, oh olsun sana, senin oğlun sana benzememiş işte diyorsunuz yine içinizden, değil roman karakteri, gerçek bir karakter de olsa çok umrunda olacakmış gibi... Sefaletin boyutlarını ve insanî duygularda zamanla yarattığı değişiklikleri görüyoruz. Bir insanın iyiliğe teşekkür, kötülüğe tepki veremeyecek kadar sefil oluşunu, bir annenin çocuğu uğruna yavaş yavaş hayatın/toplumun dışına nasıl atıldığını görürken; bir diğer annenin para hırsıyla kör olan gözlerini, taşlaşmış kalbini; çocuklarını bu uğurda bir kukla gibi oynattığını görüyoruz. Yozlaşmış adaleti, toplumdaki sınıflar arası uçurumu, görüş farklılığının insanlara neler yaptırabileceğini öyle gözümüze sokarak işliyor ki günümüzde hala bunların hepsine çok güzel örnekler verebiliriz. İnsana ait tüm duyguları böylesine derin işlerken aynı zamanda okuyucuya şunu hissettirmiyor: "İyiler hep iyidir, kötüler hep kötü." Özellikle Javert'in değişimi ve bunu kaldıramayışını okuyunca, roman boyunca sinir olduğunuz karakteri birden bire şefkatle sarasınız geliyor. Hayat da böyle değil midir zaten? Bir çok zıtlığın içinde yaşıyoruz. Hangisini seçeceğimiz, hangisini yaşayacağımız, hangi duyguya bürüneceğimiz ya da nelerden vazgeçip değişeceğimiz hep bizim elimizde. Elimizde olmayan şeyler için bile hep bir seçenek var. Yazar bunun üzerine öyle güzel bir kurgu yapmış ki sanki o kararları siz veriyormuş gibi bazen seviniyor, bazen sıkıntıdan boğuluyor, bazen gerginlikten midenize kramp giriyor. Bunu yaparken de toplumun birçok sorununa el basıyor. Ufkunuzu açıyor, farklı açılardan görmenizi... Ben kısaltılmış versiyonunu okudum, ilerleyen yıllarda 1700 sayfalık halini mutlaka okuyacağım!
1000Kitap
SefillerVictor Hugo · Kitap Zamanı Yayınları · 2011105,5bin okunma
·
16 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.