Puan vermedi·180 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Ekim 2019 13:59 En fazla ne kadar süre aç kaldınız??
Nazınız geçtiği bir yakınıza kapris yapıp birkaç saat mi?
Yoksa akşam ziyafete davetli olduğunuz için öğle yemeğini mi atladınız?
Ya da inancınız gereği oruç tutup en fazla 15 saat mi??
Hiç zorunluluk yüzünden aç kaldınız mı? Kasaptan köpeğiniz için kemik isteyip, karanlık köşelerde kemirdiniz mi?
Hiç zorunluluk yüzünden günlerce aç kaldınız mı? Elinizin parmağını ısırıp emdiniz mi?
Birebir yakın çevremizde yoktur belki de ancak; aynı havayı soluduğumuz şu dünyada maalesef bu ve buna benzer nice olaylar yaşanmış, yaşanıyor ve yaşanacak.
Bir taraftaki çocuklar, çikolatanın markasını süt oranını sorgularken; diğer taraftaki çocuklar içecek su bulamıyor.
Birilerimiz saçma diyet peşinde kalori hesabı yapıp, bir dilim pastadan bir çatal alıp çöp yaparken; kimileri topraktan pasta yapıp kendini ve çevresini avutuyor.
Adaletsiz dünyanın işleri...
Roman kahramanımız, ceket düğmesini satacak kadar aç ve sefil ancak kimseden yardım almayacak kadar gururlu.
Karşısına rasgele çıkan insanları dalgaya alacak kadar umursamaz, kimseyi kendine denk görmeyecek kadar kibirli ancak bir çocuğun kapısına pasta bırakıp, gözleri yaşlı izleyecek kadar merhametli bir insan.
1890 yılında monolog tarzıyla yazılan kitabımız bir biyografik roman. Hamsun kitapları basılmadan yaşadığı günleri satırlara dökmüş. Monolog tarzını haz etmeme rağmen, kitap gayet akıcı ve anlaşılırdı.
Talaş çiğnemekten, kumaş kemirmeye, yırtık ayakkabıdan parklarda yatmaya kadar yaşanan açlık ve sefaleti okurken hissetmeme rağmen, bariz bir rahatsızlık yaşamadım, ajitasyon yoktu, okuyucuyada o gurur yansıtılmıstı. Behçet Necatigil'in muhteşem çevirisini es geçmemek gerekiyor okunacaksa kesinlikle bu çeviri okunmalı.
Zaman zaman yaşanılan ortak olaylar dolayısıyla favori kitabım Martin Eden'i anımsatsa da ondan aldığım tad yoktu. Favori kitabım hep Martin Eden kalacak galiba.
Fiziksel açlık yanında, duygusal açlıkta güzel işlemişti kitapta. Aşk, sevgi, ilgi açlığı belki de hepimizin kendini eksik hissettiği, doymadığımız doyuramadığımız duygulardan.
1920 Nobel ödüllü bu yazara ön yargıyla yaklaştığım için özellikle kitabını okumayı ertelemiştim. Sayfa hacmi ve konusu itibarıyla, ödüllü bir yazar kitabı ve klasik okumak isteyen herkese öneririm.
Kitabın can alıcı alıntısı da bence aşağıdaki satırlar..
"İnsan deli olmasa bile, biraz duyarlı bir kalbe sahip olabilir pekala. Öyleleri vardır ki, ufak tefek şeyler onları yaşatır da sert bir söz onları öldürür. Ben öyleyim işte. Sorun şu: Yoksulluk bendeki bazı özellikleri o derece keskinleştirmiş ki, bunlar benim başıma adeta dert açar, evet, ne çare, böyle bu! Ama faydaları da vardır bunun, bazı hallerde bunların bana yardımları dokunur. Yoksul aydın, zengin aydından çok daha kuvvetli görür. Yoksul, her sözcüğü kuşkuyla dinler; attığı her adım, onun düşünce ve duygularına böylece bir görev, bir iş yüklemiş olur. Onun kulağı deliktir, duygusu ince; o tecrübelidir, ruhu yanık yaralarıyla doludur."