·224 syf.····Okunma: 23 Kasım 2019 22:46 Yine kalbim kırık,bir Cengiz Aytmatov kitabı daha bitti.
Bu yazarı öylesine seviyorum ki... Hikayelerinde,anlatımında çok özel,sihirli bir şeyler var. Okurken içim ısınıyor,ama aynı zamanda kalbimi binlerce parçaya ayırıyor. O sıradan insanların,sıradan yaşamlarını okurken,onların acılarını,sevdalarını,umutlarını da onlarla yaşıyorum. Bu yüzden de her kitabını içimde bir keder ve onunla birlikte asla ezilmeyecek bir umutla bitiriyorum.
Sanırım yazarın en sevdiğim özelliklerinden birisi de anlatırken bugünden başlayıp geçmişe dönmesi. iki zaman dilimini kıyaslayıp,karakteri geçmişinde yaşatması.
“Elveda Gülsarı”da da böyleydi zira. Biz kitaba başlarken “yaşlı bir adam ve yaşlı bir at” bir yere gidiyorlardı. Ki biz daha sonrasında bu adamın ve bu atın nasıl bir kader yaşadığını,acılarını görüyoruz. İkisinin de gençliğindeki genç,hırslı,başarılı,bir yıldız kadar parlak olduğu zamanlardan onları şu anki hallerine getiren ve yaşlandıran kaderlerini görüyoruz. Hayatlarının en parlak dönemi birlikte oldukları dönemdi,ayrıldıklarından sonra ise sürekli ardı kesilmez acılarla boğuştular.
Tanabay’ın yaşadıkları, çobanlıktaki zor zamanları ve partiden kovulması, bana yine aynı soruyu hatırlattı? “Acaba uğruna savaştığımız her şey boşuna mı?” Acaba kandırılıyor muyuz? Hayatını,yıllarını,hatta abisini feda etmişti Tanabay,parti için,daha güzel bir ülke ve yaşam için. Asla da bencillikle yapmamıştı bunu. Fakat gün geldi, “büyük insanlar” bunları asla umursamadan sildi attı Tanabay’ı ve tüm emeklerini.
Sanırım en çok duygulandığım anlardan biri de Kazımbekov’un Tanabay’ı bulup onu geri çağırışı idi. Bazen insan iyiliğe inanmak istiyor.
Aytmatov da inanmamız için her şeyi yapıyor gibi. Yapıyor ama kalbim hep kırık bitiyor kitapları. Ve içimde nasıl hala umut oluyor anlamıyorum.