7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2019 31. kitabı
Bazen geceleri devriye atarken sokak aralarında gözüm sürekli olarak tepemizde yanıp sönen kırmızı mavi ışıklara takılıyor. İki ışık arasında geçen süreyi hesaplamak istesem de hiçbir zaman yapmadım bunu. Hem çok gerekli bir işmiş hem de dünyanın en saçma işiymiş gibi geldi. Herhangi bir tehlikenin olmadığını varsaysam dahi her zaman uyanık ve bir saldırıya tetikte veyahut bir suçla karşı karşıya kalacakmış gibi hazır halde durmak zorunda hissediyorum. Bunu neyle izah edebilirim bilmiyorum. Görev bilinci, nefsi müdafaa veya suçun önlenmesi. Herhangi bir neden de olabilir, gaza gelip polis gibi hissetmek için gösterilen bir refleks de. Genellikle üniforma fazlasıyla boğuyor beni! Kendimi bildim bileli sola yatkındım ama niye sola yatkın olduğumu bende bilmiyorum. Galiba bugünlerde adaletin tarafında oldukları için. Belki de ruhumdaki isyankar tarafın zorlamasıyla olabilir. Solcu polis olur mu, olur. Ama zor bir meslek yaşamı sürer ki bu da taraf değiştirmek için yeterli bir sebep. Sağa dahil olmayı da denedim ama bu cidden fazla zorlama geldi benim için. Ben muhafazakar bir yaşam süremezdim zaten. Denedim ama bu durum cidden can sıkıcı ve sınırlayıcı geldi. Böyle söyleyince kızıyorlar ama öyle. Eleştirmek için demiyorum, iyi insanlar tabi ama yaşam tarzları sarmıyor. -Hadi ama Tanrım, iki bira içemedikten sonra seni nasıl bulabilirim!- Ahmet Ümit pardon Başkomser Nevzat enteresan bir adam. Toplumumuzun çarpık sosyalleşmesini anlatıp, sistemi eleştirirken sistemin çarklarından biri olan bizlerin -polislerin- de haklarını savunmaktan geri durmuyor. Bunu yapabilmek için kafanızda toplumun kokuşmuşluğu, sistemin çürüklüğü ve bu ikisi arasındaki dengeyi harf harf bilebilmeniz gerekir. Ahmet Abi kızma ama iki tek atmadan da olmaz bu iş. Kafa azıcık güzel olacak ki yazdıklarımız içerimizden gelsin. Seni bilmem tabi ama ben yazarken eğer acı doluysa muhteviyat, azıcık içer kafayı sızlatırım. Acıları kaleme dökmek zor be Ahmet Abi. Canın acımadıysa eğer kalemden akmaz sözcükler kağıda. İşin ilginç tarafı acıları kağıda dökünce, okuyanların giriyorsun gönlüne gerek kalmıyor ricaya. Merak ettiğim bir şey var; bütün ömrü cinayetle geçmiş bir adam, mesleği bırakınca cinayetsiz yaşayabilir mi? Yani bir gün Başkomser Nevzat katil olur da onu yakalamak için sayfaları çevirir miyiz? Neyse Ahmet Abi, sen bana bakma ben bugün içmedim ondan bunlar! İçmeyince saçmalıyorum son zamanlarda. Kitaplarına bakınca hayat ne kadar da ince bir çizgi diye düşünüyor insan. Son zamanlar ben, başka bir şey arasında gidip geliyorum. Göreve gidiyorum düzensiz göçmen işi çıkıyor. Onların burnu kırıp geçiren ağır kokusu insanlığımı sorgulatıyor. İşten çıkıyorum ve İzmir’in sokaklarında yürüyorum. O güzel kızların o birbirinden güzel parfüm kokuları geliyor; gözlerimi kapatıp içime çekiyorum ve yaşamak güzel şey diyorum. İşte o zaman diyorum ki yaşam, Suriyelilerin burun kapattıran boğucu kokusu ile güzel bir kadının gözleri yumduran parfüm kokusu arasında gidip geliyor. Ne kadar garip değil mi hayat? Ölüm gibi bir şey aslında yaşamak da! Yaşamın değerini biri ölünce anlıyoruz. Yakınımızdan birisi ölmüşse daha bir anlamlı oluyor yaşam. Doğumla ölüm arasında yaşananlardan ibaret her şey. İçeriğine baktığımızda pek de anlamlı bir hayat yaşamamış insanlar; ve yaşamanın ne demek olduğunu bilen ama yaşayamayanlar. Aşkımız Eski Bir Roman... Ne de güzel bir kitap ismi Ahmet Abi. Aşkımız Eski Bir Roman...
Edebiyat
Aşkımız Eski Bir RomanAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202331,3bin okunma
·
37 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.