Satranç... Giriş cümlesi bile kuramadığım acayip bir kitap. Bu kitabı tek başıma okumadığım için çok şanslıyım. Arkadaşlarımla kitap üzerinde tartışırken ortaya çıkan fikirleri anlatmaya çalışacağım.
Kitap Mirko adında köylü, hiçbir şeyi beceremeyen bir çocuğun hikayesini anlatarak başlıyor. Bu çocuğun satrançla tanışma ve yükseliş hikayesi. Öyle ki, okurken "hayat herkesin yeteneğini önüne getiriyor aslında" demiştim. Kitabın konusunun Mirko üzerinden döneceğini düşünüp bir parça da üzülmüştüm. İşte o sırada yan karakter sandığımız asıl karakter girdi devreye: Doktor B.
Doktor B. tutulduğu yerin koşullarınca tam bir hiçliğin ortasında. Ve bu hiçlik duygusunu tesadüfen askerlerden çaldığı satranç kitabı ile yeniyor. İşte onu hayatta tutan o kitap oluyor.
Çoğumuz hiçliğin ortasında hissederiz kendimizi ve tutunacak bir dal ararız. Bu bazen bir insan olur ,bazen bir hobi, bazen bir eşya... Sonuç olarak insanoğlu hep bir şeye bağlanmak ister. Eğer hiçbir şeye bağlı olmadığını düşünürse koca bir boşluk kaplar onu.
Doktor B. nin satranca yıllar sonra dönmesi Mirko ile karşılaşması sayesinde oluyor. Burada dikkat çeken bazı noktalar var. Doktor B. de Mirko da hırslı insanlar. Ancak yaradılış olarak farklı huylarda iki insan. Doktor B. daha naif Mirko ise kaba saba, çekilmez bir tip. Yazar bu iki karakteri karşılaştırmamızı isterken ortak noktalarını da farketmemizi istiyor.
Kitabın sonlarına doğru Mirko'nun Doktor B. nin zaafını çözüp onu nasıl vurduğunu göreceksiniz. Buradaki mesaj çok net.
Ek olarak,kitabın sonunda göreceğiniz Doktor B. de , Stefan Zweig'ı aklınıza getirmenizi isterim. Öyle bir gidişi var ki dünya da oyunlarınız da sizin olsun der gibi. Ve bu kitabın Zweig'ın son yazdığı kitap olması da Doktor B.nin kendisi olduğu iddialarını güçlendiriyor. Satranç,bana göre, yazarın intiharından önceki son mektubu.