·352 syf.····Okunma: 24 Kasım 2019 14:41 Yazar Mihail Saltıkov Şçedrin, soylu bir babayla Moskovalı zengin bir tüccar aileden gelmiş bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelir. 1838’de, genellikle soylu ailelerin çocuklarının devam ettiği ve yüksek dereceli devlet memurlarının yetiştirildiği Tsarskoe Lisesine başlar. Bu yıllarda devrimci fikirlerden etkilenir. Mezuniyetinden 1862’ye kadar – kısa bir sürgün dönemi dışında – çeşitli devlet kademelerinde, hatta bir dönem vali yardımcılığında bulunur.
Lise yıllarına kadar büyüdüğü aile çiftliğinde serflerin (toprağa bağlı kölelik düzeninin) ağır yaşam koşullarına tanıklık etme fırsatı bulur. Farklı kesimlerden insanlarla kurduğu ilişkiler ve yaptığı gözlemler sayesinde, Çarlık Rusyası’nın devrim öncesi dönemindeki sömürüyü, yoksulluğu ve sefaleti gerçekçi bir dille eserlerine taşır. Tanınmış bir yazar olmasını sağlayan da budur. Ancak güçlü sansür nedeniyle toplumsal eleştirilerini çoğu zaman hicivli masallar aracılığıyla dile getirir. Sosyalist kimliğiyle sanatın toplum için yapılması gerektiğine inanır.
Şçedrin, halkın yoksulluğunu ve çektiği acıları anlatırken yalnızca çarlığı, büyük toprak sahiplerini veya burjuvayı eleştirmekle yetinmez; aynı zamanda köylülerin uysal ve itaatkâr tavrını da sert şekilde eleştirir. Lenin’in en çok değer verdiği yazarlardan biri olması tesadüf değildir. Lenin’in edebi alıntılarının yaklaşık üçte biri Şçedrin’dendir. Üstelik bunların önemli bir kısmı Golovlev Ailesi romanına ve romanın unutulmaz karakteri Porfiri Vladimiriç Golovleve, namıdiğer İyuduşkaya yöneliktir. Lenin, onun Ekim Devrimi’ne kadar yaşayıp sonrasında eser verememiş olmasına üzüldüğünü de dile getirmiştir.
Golovlev Ailesi Üzerine
Golovlev Ailesi, dışarıdan bakıldığında “asil” görünen fakat içeride tamamen yozlaşmış, asalak ve içi boşalmış bireylerden oluşan bir aileyi anlatır. Aile üyeleri, gözlerini mirasa, topraklara ve çıkara dikmiş zayıf ve iki yüzlü insanlardır.
Romanın en belirgin karakterlerinden biri anne Arina Petrovnadır. Dışarıdan bakıldığında ailesi için çabalayan güçlü bir kadın gibidir; ancak gerçekte her şeyin merkezine kendi hırslarını koyar. Çocuklarını işlerini aksatan birer yük olarak görmesi, hatta ölüm döşeğinde torununun hayatını kurtarabilecek kadar küçük bir borcu ödemekten bile kaçınması, okuru hayrete düşürür. Aile çiftliğini “aile için” geliştirdiğini söyler, ancak aslında yalnızca kendi iktidarını büyütmektedir.
Kocası Vladimir ise sefahat düşkünü, umursamaz bir adamdır. Böyle bir aile düzeninin içinde yetişen dört çocuk (üç erkek, bir kız) hayatın savurduğu farklı yönlere dağılır.
Romanın bir diğer merkezî karakteri Arina’nın ortanca oğlu Porfiri Vladimiriç, yani İyuduşkadır. Ailesi ve çevresi onu adeta Hz. İsa’yı ele veren havari Yahuda ile özdeşleştirir. Bu benzetmenin haksız olmadığını da roman boyunca sıkça görürüz. İyuduşka, dünya edebiyatının en ikiyüzlü, en utanmaz, en cimri ve en ahlaksız karakterlerinden biridir. Dini söylemleri ustalıkla kullanan, tam bir demagogtur. Allah rızası, ölüm, cennet ve cehennem gibi kavramlar dilinden düşmez; ama bunları dindarlığından değil, ahlaksızlığını örtmek için kullanır.
Evlilik dışı çocuk sahibidir; hatta kendi öz yeğenine bile kötü niyet besleyebilecek kadar karanlık bir karakterdir. Sürekli ibadet ve dua etmesi onun gözünde birer maske gibidir. Hedefine ulaşmak için sözlerini bir örümceğin ağını örer gibi örer; sonunda karşısındakini pes ettirip istediğini alır. Kendi malından olmaktansa iki oğlunun ölümünü bile vicdan rahatlığıyla kabul edebilir.
Roman, akrabalık ilişkilerinin çürümesini, ahlaki çözülmeyi ve kaçınılmaz bir yok oluşa sürüklenen bir aileyi son derece yalın ama etkili bir dille anlatır. Şçedrin, kendi sınıfını çok iyi tanıyan biri olarak karakterleri incelikle çözümler; romanın her satırında bu derin gözlem gücü hissedilir. Karşılıklı diyaloglar ve iç monologlar, karakterlerin ruh dünyalarını güçlü biçimde ortaya koyar.
Kitaptan bir alıntı
“Aileye birkaç kuşaktır damgasını vuran üç önemli özellik vardı:
Avarelik, işe yaramazlık ve ayyaşlık.
Bunlardan ilk ikisinin sonucu: Boşboğazlık, boş düşünceler üretme ve duygusuzluk.”