Bu kitap Dostoyevki'nin edebiyat sahnesine ilk adımıydı gibi klişe bir cümleyle başlamak istemiyorum. Halbuki öyle başlamış bulundum. Her neyse öyle devam etmemek benim elimde!
Bilirsin her kitap belli bir sayfaya geldiğinde bir kapı aralar sana, sen o kapıdan girdiğin vakit, okumak eyleminden çok daha öteye geçmiş bulursun kendini. Bazen ilk cümleden açılır kapılar bazense daha da geç. O büyülü kapıyı ne zaman araladım tam hatırlayamıyorum ama öylesine büyülenmişim ki Makar veya Varvarayla bütünleşmek yerine, Makar Devuşkin'in ekselansları önündeyken ipliğin son gücüyle tuttuğu ama en sonunda dayanamayıp yere düşen, yuvarlanan ve ekselanslarının ayaklarının dibinde duran o düğmesi olmak istedim. Ve istemedim asla, Varvara'nın çayına attığı şekerlerden bir tanesi olmak. Çünkü Varvara çayına her şeker attığında Makar'ın bir düğmesi daha usulca kopuveriyordu yerinden. Nihayetinde Varvara çayı şekerli içmeye alışmışken Makar üşüyordu. Ben de üşüyordum.