Ayfer Tunç'un okuduğum ilk kitabı. İki ayrık insanın günlüğünü okuyorsunuz. Bu iki kişi bir zamanda rastlaşıyor ve günlüklerde birbirine karışıyor biraz. Ekmel beyin hayatını Derya'nın günlüğünden, Suzan'nın hayatını da Ekmel beyin günlüğünden okuyoruz. Suzan da kim dediğinizi duyar gibiyim. Derya hayatının bu kısmında bir başkası olmak istiyor, hem imrendiği hem kıskandığı o kişiyi, abisinin sevgilisi Suzan'ı...Hem abisine layık gördüğü tek kadını hem abisini paylaşmak zorunda olduğu o kadını Suzan'ı anlatmak istiyor Ekmel beye, kendiymişçesine... ve şunu fark ediyorsunuz okurken, empati, kendini birinin yerine koyup kendini eleştirebilmek bazen affetmenin bir yolu.. Suzan'a haksızlık yaptığını fark ediyor anlattıkça, bir aşka dahil olmak en olunmayacak şey değil miydi aslında? İşte bunu fark etmek, abisine olan öfkesini dindiriyor, Derya yeniden hayatına devam ediyor, iyi bir kardeş, iyi bir hala olma gayesiyle... Ekmel bey mi, o zaten hayatı tüketmiş, Derya ile yeniden yazacak birkaç satır bulmuştu ama Derya'nın ziyaretleri de kesilince yaşamaya, yazmaya değer bir şey kalmadığını fark ediyor.