Silent

Silent
@733678_
Puan vermedi
Çoğumuzun düştüğü bir yanılgı bu aslında daha akıllı olursam daha çok sevilirim. Belki çok küçük yaşlarda annemizden babamızdan veya öğretmenimizden öğreniyoruz bunu. Bizim derdimiz daha akıllı olmak değil temelde, sevilmek, kabul görmek, anlaşılmak, istenmek. Yemek içmek kadar beşeri ve temel bir duygu. Charlie'yi bu hikayeye sürükleyen şey annesi, babası ve kardeşi tarafından sevilmemek, evden gönderilmek. Oysa sevilmek için nasıl hissettiğinizden ziyade karşıdakine nasıl hissettirdiğimiz önemli oluyor çoğu kez. Bu da insanın bencilliğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Hayranlık başka bir duygu ancak eşitler arası ilişkilerde ( arkadaşlık, eş vs.) karşımızdaki insanın başarısı, aklı, zekası, çok iyi bir insan olması eğer ki bizde olumsuz duygular uyandırıyorsa ( eksiklik vb.) hak ettiği kadar sevemiyoruz o kişiyi. Kıskançlık bazen sevginin önüne geçiyor. Akıllıyım ama senden çok değil yani!.. Bu kitap beni duygulandırmanın ötesinde bu şekilde düşündürdü, daha ne yapsın ki, ben çok beğendim. Herkese tavsiye ederim.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi
Ayfer Tunç'un okuduğum ilk kitabı. İki ayrık insanın günlüğünü okuyorsunuz. Bu iki kişi bir zamanda rastlaşıyor ve günlüklerde birbirine karışıyor biraz. Ekmel beyin hayatını Derya'nın günlüğünden, Suzan'nın hayatını da Ekmel beyin günlüğünden okuyoruz. Suzan da kim dediğinizi duyar gibiyim. Derya hayatının bu kısmında bir başkası olmak istiyor, hem imrendiği hem kıskandığı o kişiyi, abisinin sevgilisi Suzan'ı...Hem abisine layık gördüğü tek kadını hem abisini paylaşmak zorunda olduğu o kadını Suzan'ı anlatmak istiyor Ekmel beye, kendiymişçesine... ve şunu fark ediyorsunuz okurken, empati, kendini birinin yerine koyup kendini eleştirebilmek bazen affetmenin bir yolu.. Suzan'a haksızlık yaptığını fark ediyor anlattıkça, bir aşka dahil olmak en olunmayacak şey değil miydi aslında? İşte bunu fark etmek, abisine olan öfkesini dindiriyor, Derya yeniden hayatına devam ediyor, iyi bir kardeş, iyi bir hala olma gayesiyle... Ekmel bey mi, o zaten hayatı tüketmiş, Derya ile yeniden yazacak birkaç satır bulmuştu ama Derya'nın ziyaretleri de kesilince yaşamaya, yazmaya değer bir şey kalmadığını fark ediyor.
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma
10/10
·292 syf.··
2020 9. kitabı
Merhaba saygıdeğer büyüğümüz Don Kişot. Dört yüz yılı aşkın yaşınla nasıl da karşımızda hala dimdik ve bilge duruyorsun, oldukça şaşırtıcı. Hala dinletiyorsun kendini, düşündürüyorsun ve güldürüyorsun... Önünde bir şövalye gibi diz çökmekten başka ne yaraşır ki bize! Sen ki ilk modern romansın, şöyle senden kimler etkilenmiş diye bir araştırma yaptığımda kılavuzluğunla da ne büyük eserlerin doğumuna yardımcı olduğunu öğreniyorum. İlginçtir kitabı bu gece saat 3.00 gibi bitirdiğimde gözlerim ısrarla kapanmak istiyordu ama 1. okuduklarına dönüşeceksin, 2. inancın hayatını, hayatın da inancını şekillendirecek, 3. uğruna ölünecek kadar çok sevilecek kadınların\erkeklerin var olduğunu sansak da aslında hiç olmadılar, 4. Her şeyi uğruna arkaya bıraktıklarımızı elde ettiğimiz de mutsuz olma ihtimalimizin büyüklüğü, madalyonu tek taraftan ibaret sanışımız gibi maddeler sıralanıp durdu zihnimde. Doğru ya kitaptan çok bahsettiğimi sanıyorum ama okuyanlar pardon da ne anlatıyorsun diyebilirler, haklılar. :) O zaman arkadaşlar kısaca anlatayım: Şövalye kitaplarını okudukça bir şövalye olduğuna inanan toprak zengini bir adam Senyör Kesada ve bu macerada yanında ona seyislik yapacağı köylü Sanço Panza. Bu maceralarla dolu yolculukta Kesada yani Don Kişot İspanya'da kötülerle savaşıp iyilerin yardımına koşacak ünlü bir şövalye olarak adını duyurmak ve sonunda da biricik sevgilisi, İspanya'nın hatta dünyanın en güzel prensesi Dulcinea' ya kavuşmayı umarken sadık seyis Sanço ise şövalyesinin ona bir ada vereceğini ve oranın valisi olacağı hayaliyle bu yolculuğa çıkar. İki kahramanımızda bu yolculuktan aradığını bulamadan dönerler ama daha önemlisi aradıklarının ihtiyaçları olmadığının ayırdına varırlar. Bana kalırsa bu büyük zenginlik. Bu iki macerazedenin cepleri boş döndüğünü kim
Don KişotMiguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 202127,5bin okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2020 8. kitabı
Eşimle bir kitapçıda gezinirken bir ara bir fotoğraf çekildik ve tasadüfi bir şekilde kadraja Dorian Gray'in Portresi kitabının girmiş olduğunu fark ettik. Eşim de '' bizim mi Dorian Gray'in portresi mi? :) '' diye yazıp sosyal medyasında bu fotoğrafı paylaşmıştı. Kitaba dair ilk anım bu oldu. Şimdiyse yeni bir anıyla ilişkimizi iyice kuvvetlendirdik. Çünkü oldukça etkileyici bir kitap. Asla, asla sıradan değil. Kısaca kitabın içeriğine değinirsek üç ana karakter var. Güzeller güzeli deyim yerindeyse melek yüzlü Dorian Gray. Onun resmini yapan ve neredeyse Dorian'a aşık olan -ki belki de öyledir- iyi kalpli Basil Hallward ve Basil Hallward'ın arkadaşı ve saf Dorian'nı aforizmalarıyla uçurumlara sürükleyen züppe Lord Henry. Basil, Dorian'ı taparcasına beğenir, onun sanatını doruk noktasına çıkaran, sanatına yön verecek yüze sahip olan Dorian'dır. Bu durum Basil'in yüreğine öylesine bir heyecan eker ki tüm tutkusuyla ve kendisinden çok şey katarak bir portre ortaya çıkarır ve bu portre diğer tüm tablolardan farklı bir özelliğe sahip olur! Yoksa bu özelliğe sahip olmasına Dorian'nın lanetli duası mı sebep vermiştir? Lord Henry, Dorian'a, sahip olunacak en değerli şeyin güzellik olduğunu ve Dorian'nın buna sahip olduğunu söyler ama ne yazık ki güzellik de geçicidir kalıcı olacak olansa bu tablodur. Dorian'nın yüzünde çizgiler olsa da saçlarına aklar düşse de bu tablo hep gençliğin ve güzelliğin etkisiyle ışıldayacaktır. Bu cümleler Dorian'ı yeis içerisinde bırakır ve o an '' Tanrım keşke ben hep genç kalsam da o tablo yaşlansa '' diye bir yakarışta bulunur. Bu mudur tablonun dolasıyla Dorian'nın hayatını alt-üst eden bilinmez. Doiran gençlik ve güzelliğin verdiği enerji ve heyecanla ve Lord Henry'nin hazza dair söylemlerinin etkisiyle arzularının peşinde koşup
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Ren Kitap · 201899,1bin okunma
Puan vermedi·252 syf.··
2020 7. kitabı
Üç farklı Ankara, üç farklı adam ve bir kadın, Selma'nın romanı. Selma'nın gözünden Ankara'nın romanı. İlk bölümde Milli Mücadele Dönemi'nde Ankara'nın havasını solurken geri planında da kocasının korkakça tavırlarına dayanamayan Selma'nın bir mebusun evinde tanıştıkları Binbaşı Hakkı beyle olan yakınlaşmalarına şahit oluruz. Hakkı bey, düşmana göğsünü siper etmiş, Avrupalı denildi mi mangalda kül bırakmayan vatansever bir subay. İkinci bölümde Hakkı ve Selma'nın evlilikleri üzerinden savaş sonrası Ankara'ya bakıyoruz. Kör oluyor gözlerimiz. İnkılap diye kökleri kesilmiş, onca su ve gübreye rağmen yaprakları dökülen bir çiçeğe benziyor Ankara. O düşmana dimdik duran Hakkı Bey şimdi balolarda, kadınlara en Avrupalı olduğunu kanıtlayabilmek adına bir revaranslar bir eğilip bükülmeler... Selma'nın midesi bulandıkça bulanıyor. Hürriyet diye yutturulan kadının açılıp saçılıp bir beyin tangoya kaldırmasını beklemesi miydi? Batıyı çökerten ne varsa almaya çalışmıştık, olmamıştı da, iğreti durmuştu. Balolardan sonra sanki herkes maskesini çıkartıp eskiye dönecekmiş gibiydi ama dönmeye kimsenin niyeti yoktu da, Selma'nın tanıdığı bir kişi hariç: Neşet Sabit. Neşet Sabit genç muharrirdi. Balolarda birkaç kere Selma'nın yakınında oturmuş ve bulunduğu ortamının eleştirisini yaparken Selma'nın dikkatini çekmişti. Balolarda aradığı o huzuru Selma artık Neşet Sabit'in sözlerinde buluyordu. Bir gözüyle kocasının başka kadınlara şampanya ısmarladığını gördüğünde midesi eskisi kadar bulanmıyordu. Neşet Sabit kısa zamanda onun en yakın arkadaşı olmuştu. Olmuştu da öyle kalmamıştı elbet. Üçüncü bölüm Neşet Sabit ile evlenen Selma'nın, Yakup Kadri'nin hayalindeki Ankara'yı yaşamasını konu edinmiş. Üçüncü bölümü her ne kadar gülümseyerek okusak da içimizden bir ses hala ikinci
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20184,724 okunma