·339 syf.····Okunma: 17 Aralık 2019 16:22 Bugün sizlere Cemil Meriç’in çok sevilen eseri, Bu Ülke kitabından bahsedeceğim. Kitaba geçmeden önce birkaç noktaya değinmek istiyorum. Öncelikle böyle bir eseri geç okuduğum ve okurken kelime dağarcığımın ne kadar sınırlı olduğunu gördüğüm için hayıflandım. Yazarın eserde de belirttiği gibi “Bir kişinin yabancı dil bilmesindense kendi dilini tam anlamıyla bilmesi yeğdir” sözünü tam anlamıyla ispatlamış oldum. Kitabı yorumlayabilir miyim hiçbir fikrim yok, bu sebepten yoruma geçmeden önce affınıza sığınıyorum. Çünkü yazar eseri öyle bir doyuruculukta sunuyor ki sanki eser; okyanus, ben bu okyanusta küçük bir sandalla karşıya geçmeye çalışan bir yolcuydum. Kitabı okuma kararı almadan önce, büyük bir dikkat, özen ve sabırla her cümlesinin kafanızda oluşturacağı düşünce bombardımanına hazır olmanızı tavsiye ederim. Bu uzun giriş sonrası kitaptan bahsedecek olursam; ilk yetmiş sayfası Cemil Meriç’in doğumundan, fikir adamlığına olan yolculuğunu; büyüdüğü çevreyi, okuduğu okulları ve etkileşim halinde olduğu insanları tanıtan bir bölümden oluşmaktadır. Bu kısım yazarın düşüncelerini anlamamızda önemli yer tuttuğu için okumadan geçmemenizi tavsiye ederim. Bu sayfalar sonrası işte asıl kısımla karşılaşıyorsunuz. Yazar; bizleri, ülkemizin yaklaşık son 150-200 yıl içerisinde Batılılaşma(tam ifadeyle Batılılaşamama) serüvenine çıkarıyor. Meriç; asıl sorunun tam bir aydın sınıfı yetiştirememek olmasından kaynaklı, tamamen ithal bir anlayışla bilgiyi, kültürü, yaşayışı kopya etmeye çalışırken düştüğümüz hallerin röntgenini çekiyor ve sebeplerini sıralıyor. Maalesef en büyük eksiğimiz olan fikir üretmeyi yapmadığımız için, bu yöntem sonucunda slogan atıp, kendi insan kaynağımızı bir değirmende öğütür gibi hebâ ettiğimizi gözler önüne seriyor. -İzm’ler, sağ-sol gibi kavramların üzerimize geçirilen deli gömlekleri olduğunu, bunun neticesinde de kendi köklerinden kopmuş her şeyin daha da yozlaştığı, gittikçe insan ruhundan uzak maddeci bir toplum olarak toplu bir çöküşe gittiğimizi haykırıyor. Kendi köklerimizi silmek yerine onlardan güç alarak daha sağlam ve bize uygun olarak reforme etmek gerekliliğinden bahsediyor. Bir şeyleri çatışarak, ayrıştırarak ya da yok sayarak değil; her kesimden, her düşünceden insanın çok sesliliğine, fikirlerine yer vererek düzeltileceğinin altını çiziyor. Yönümüzü Batı’ya dönmek yerine, kendi öz değerlerimize uygun olan Doğu’ya göre yapmamız gerektiğini anlıyoruz ve bunu yaparken
köklerimizle, şuurlarımızla barışarak daha iyiye ulaşacağımızı okuyoruz. Tabii yazar, eserinde yalnızca bunlardan bahsetmiyor. Birçok tarihe yön vermiş yerli, yabancı yazarlar ve eserlerine de eleştiriler getiriyor. Eserin adı, Bu Ülke olsa da sanki tüm dünyayı ve düşünce akımlarını inceliyor. Bunu da 300 sayfaya sığdırıyor. Çünkü Meriç, okuyucunun kolay yoldan bilgiyi almasındansa, onu zamana yayarak üzerinde düşünmeye sevk etmekten yanadır. Son olarak, dürüstçe ifade etmem gerekirse, eseri tam anlamıyla “anladım, özümsedim” diye beylik bir lâf edemeyeceğim. Eser; birçok kez okuyacağım, üzerinde sık sık düşüneceğim ve bana bir ufuk açması için rehber edineceğim bir kitap oldu. Eser hakkında sayfalarca düşüncelerimi paylaşabilirim ancak bunu yapmak henüz eseri okumamış arkadaşlara haksızlık olacaktır. Bu yüzden, bundan sonrasını siz değerli kitap dostlarına bırakıyorum. Kitaplarla kalın.