·355 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Aralık 2019 13:39 Bu yazıya bir inceleme yazısından ziyade daha sonra dönüp kitabı hatırlamak adına yazılmış adını özet diye de adlandıramayacağım bir deneme yazısı diyelim. Kendime kitabın bir hatırlatması olacağından dolayı elbette bazı bölümler spoiler verecektir. Ona göre okumanızı tavsiye ederim.
Harper Lee, kitabını baş kahramanımız Scout'un ağzından oldukça güzel bir şekilde anlatıyor. Öncelikle bütün kasabayı anlatmadan önce etrafındaki diğer kahramanları tanıtarak başlıyor ki onlar da en az kendi kadar önemli olan babası Atticus ve abisi Jem. Sonrasında bütün kasabada ne kadar insan varsa tarif ediyor, onlarla ilgili olaylara değiniyor ve bunları anlatırken hikayenin içinde bu kadar karakteri anlatmasının ne önemi var ki dediğiniz oluyor. Bazılarının havada kaldığını görebiliyorsunuz ya da ben öyle düşünüyorum diyelim. Bazılarını ise bu adam bu hikayede olmasa dediğiniz anda bir olayın ana kahramanı oluveriyor. Neyse bu kısmı çok da uzatmanın anlamı yok kendimce bir eleştiri olmuş olsun. Gelelim asıl meseleye Harper Lee kitabı yazarken dikkat çekmek istediği konunun siyahi insanların eşitsizliklere maruz kalması olduğunu aslında "zenci" ve "siyahi" kelimelerini kullanırken anlamaya başlıyorsunuz. Çocukların babası Atticus, olayların geçtiği Maycomb kasabasında geçimini sağlayan bir avukattır. Atticus dürüst, ilgili, doğrudan şaşmayan, çocuklarına kin ve nefreti değil, adaleti ve merhameti öğreten, ona hakaret edildiğinde bile beyefendiliğinden şaşmayan muhteşem bir karakter olarak yansıtılıyor. Ki okuduğunuzda hem mesleği konusunda hem insanlığı konusunda ideal insan örneğini görebiliyorsun. Bir gün Tom Robinson adlı "zenci" nin bir "beyaz"a Mayella Ewell'a tecavüz ettiği iddiaları üzerine dava açılır ki bunun cezası ölümdür. Mahkeme avukat olarak Atticus'u atamıştır ve Atticus adaletin insandan insana değişmeyeceğini siyah ya da beyaz için adalet herkes içindir diyerek -sf. 258- savunmak zorunda olduğundan değil ciddi anlamda yanlış yapmadığını düşündüğü için Tom'u savunur. Mahkeme sırasında, öncesinde ve sonrasında kasaba halkının olaya tepkisini, yaşananları okuyoruz kitapta. Diğer olayları anlatmayacağım ama Atticus gibi bir baba olmayı dilerdim sanırım.
Yazar, sade bir dil kullanımını hikayeyi 8 yaşındaki bir kız çocuğuna anlattırarak fakat sade olmasının yanında çarpıcı şekilde başarıyor. Buna ek olarak kendim kitabın İngilizcesini görmemekle birlikte çevirmenin çok güzel bir çeviri ortaya koyduğunu bu sadeliği onun da güzelleştirdiğini düşünüyorum. Tom'un mahkeme de 'efendim' yerine 'efem' demesi olsun, Scout ve Jem'in Cal ile kiliseye ibadete gittiğinde zencilerin konuşma şekilleri olsun çevirmenin lezzeti olarak karşımıza çıkıyor bence. Ayrıca çevirmen notları da olması gerektiği gibi bilgilendirici şekilde verilmiş. Genel hatlarıyla kitabın ele aldığı konu, anlatım şekli ve yazarın dili kitabı okunası hale getiriyor. Ha "neden bülbülü öldürmek?" diyecek olursanız bunu da kitabın içinde açıklıyor, yorumlamak da size kalmış artık. Güzeldi. İyi okumalar.